Truva Savaşı: Eris’in Altın Elması, Helen’in Kaçırılışı, İfigenya’nın Kurban Edilişi

Anthony van Dyck, Çoban Paris

Kral Teukros İda Dağları’nın Küçük Asya kıyılarına ulaşan sırtlarında hüküm sürdü. Bir gün Firari Prens Dardanos ona geldiğinde prense bereketli topraklarla beraber kızını verdi. Dardanos, torunu Tros’un ileride Truva olarak adlandıracağı zengin bir şehir kurdu. Onun en büyük oğlu İlos’un oğlu Priamos’du. Priamos Hekabe ile evlendi.

İlk oğulları yiğit bir savaşçı olan Hektor’du. Hekabe ikinci evlatlarına hamileyken rüyasında ateş doğurduğunu gördü. Akabinde Kâhin Aisakos acı dolu ancak bir o kadar da hakiki bir kehanette bulundu. Hekabe, ileride Truva’yı yıkıma götürecek bir oğlan doğuracaktı. Böylelikle zavallı kadının yüreği kederle doldu, yeni doğan oğlunu içi kan ağlayarak öldürmesi için bir köleye verdi. Köle talihsiz bebeğe kıyamadı, onu İda Dağı’na götürüp oraya bıraktı. Ancak hiçbir yiğidin kader okuna karşı kalkanı yoktur. Dişi bir ayı bebeği emzirdi, böylelikle zavallı oğlan hayatta kaldı. Köle pişmanlıklar içinde geri dönüp onu bulduğunda bebek gayet sağlıklıydı. Ona Paris adını verdi. Paris bir çoban olarak büyüdü, güçlü, güzeller güzeli bir adam oldu.

Nifağın Altın Elması

Öte taraftan Tesalyalı Kral Peleus, Deniz Tanrıçası Thetis ile düğününü kutlamaktaydı. Ziyafete kargaşa çıkarmasından korkulan Nifak ve Fesat Tanrıçası Eris dışında bütün tanrılar ve tanrıçalar davet edilmişti. Tanrıça intikamla dolup taştı. İstenmediği ziyafete iştirak etti, büyük salonun kapısından içeriye, konukların arasına, üzerine “En güzeline,” notu iliştirilmiş altın bir elma attı. Her tanrıça kendini en güzel olarak kabul ettiğinden hepsi elmanın sahibi olmak istedi. Böylelikle tanrıçalar arasında sözlü bir kavga başladı. En ateşlileri Hera, Atena ve Afrodit idi. Bu durum Zeus’a danışıldığında, tanrıların tanrısı arada kalmaktan kaçındı, o üç tanrıçadan hangisinin en güzeli olduğunu karar verecek kişinin Kral Priamos oğlu Paris’in olması gerektiğini söyleyerek kavgaya bir son verdi.

Paris’in Hükmü

Jacob Jordaens, Nifağın Altın Elması

O gün Paris, İda Dağı’nda, sırtını bir ağaca vermiş Truva Sarayı’nı izlerken karşısında üç tanrıça ve tanrıların ulağı kanatlı Hermes belirdi. Dehşet içine düşmüştü genç adam. Hermes onu sakinleştirdikten sonra ona Zeus’un arzusundan bahsetti. Paris kaçmaya yeltendiği sırada Hera ona yaklaştı ve en güzel, en büyük toprakların hükümdarlığını teklif etti. Athena ulu bilgeliğin ve erdemin sözünü verdi. Afrodit ise Truvalıların ve tüm Yunan halklarının kaderini tayin edecek olanı, bütün kadınların en güzelini, Zeus ve Leda’nın kızı Helen’i vaat etti. Paris Afrodit’in zarafeti ve güzelliği karşısında o kadar büyülendi ki, altın elmayı ona verdi. Gücenmiş tanrıçalar hiddetle oradan ayrılırlarken, Paris’in babası Priamos’tan ve bütün Truva halkından intikam alacaklarına ant içtiler.

 

Anselm Feuerbach, Paris’in Hükmü

Paris, Priamos dövüş oyunları için en güzel boğasını getirtene değin sürüsüyle kaldı, haberler ona ulaştığında da o muazzam hayvanı kaçırmak istemedi, oyunlara katılmak için İda Dağı’ndan şehre indi. Yiğitlerin yiğidi ağabeyi Hektor dâhil bütün rakiplerine karşı zafer kazandı Paris. Kâhin kız kardeşi Kassandra ilan edene değin tüm halk muazzam bir merakla bu abidevi genç adamın kim olduğunu sual edip durdu. “O bizim terk edilmiş erkek kardeşimiz,” dedi genç kadın. Sevinçle ve aynı derecede memnuniyetle kucakladı oğullarını anne ve babası. Doğumdan evvel aldıkları o korkunç kehaneti unutmuşlardı.

Helen’in Kaçırılışı

Herakles, Priamos’un zorba babası Kral Laomedon’u öldürdüğünde, kızı Hesione’yi Yunanistan’a kaçırmış ve onu Salamisli dostu Telamon’a armağan etmişti. Priamos kız kardeşinin kaçırılışının acısını asla unutamadı. Tek arzusu onu yeniden vatanında, yuvasında görmekti. Paris derhal Truva’nın dehşetengiz donanmasını seferber etti, Hesione’yi kurtarmak için Yunanistan’ın yolunu tuttu. Kâhin Helenos, bu eylemin Truva’nın sonunu getireceğini söylemesine karşın Priamos onu dinlemedi. Görüldüğü her yerde büyük bir hayranlık uyandırdı Paris. Kythera Adası’nda koruyucu tanrıçası Afrodit için adak adadı.

Helen’in Paris ile Sparta’dan Ayrılışı

Bu arada o muazzam filonun Asya Kralı’nın oğluyla yaklaşmakta olduğu haberi Sparta’da da yayılmıştı. Kraliçe Helen de duymuştu Truvalının Kythera Adası’na geldiğini. Paris’i ve onun ihtişamlı maiyetini görmek için merakla adaya gitti. O da Afrodit’e kurban verme niyetindeydi. Paris onu tapınağa girerken gördüğünde, hayretle donup kaldı. Afrodit’in ona vaat ettiği o fevkalade kadın tam karşısındaydı. Helen de görmüştü en sonunda onu. Morlar ve altınlar kuşanmış prensi gizlemeye gayret etmediği bir memnuniyetle seyretti. Şimdi kocası Menelaus’un zihnindeki görüntüsü bu genç yabancının harikulade güzelliğiyle uçup gitmişti. Kendisinin bile ummadığı bu hisler karşısında dehşete düştü kadın ve hemen Sparta’ya döndü. Orada kocasını beklerken, Menelaus arkadaşı Nestor ile vakit geçirmekteydi. Onun yerine Paris maiyetiyle beraber ortaya çıktı. Helen’i kendine almak konusunda oldukça hevesliydi. Beraberindekilerle birlikte kaleye gitti korkusuzca. Babasına verdiği sözü, halası Hesione’yi Truva’ya getirmesi gerektiğini çoktan unutmuştu. Lir çalışı, davetkâr serenadı ve ilanı aşkı kraliçenin savunmasız kalbini aldattı, gönlünü çeldi. Paris kaleye saldırdı, adamlarının Menelaus’un tüm hazinelerini yağmalamasına müsaade etti ve Helen’i kaçırdı. Tüm bunlar olurken Helen neredeyse gönüllü bir şekilde, iştahla takip etti Paris’i. Öyle ki, bu işte Afrodit’in ve Afrodit’in oğlu Eros’un bir parmağı vardı.

Filo Kythera’yı büyük bir aceleyle, telaşla terk etti. Ege Denizi’nde rüzgâr gemilerin yelkenlerini ansızın yüzüstü bıraktığında Truvalılar denizin ortasında kalakalmışlardı. Deniz Tanrısı Nereus derinliklerden suyun yüzüne çıktı, gürleyen bir sesle lanetler etti. “Yazıklar olsun size kâfirler! Yunan ordusu bu namussuzluğunuzun intikamını Priamos’un krallığını yerle bir ederek ve Truva’yı yok ederek alacak!” Bu sözleri duyan Paris’in beti benzi attı. Ancak deniz tanrısı yeniden suların içinde gözden kaybolduğunda ve Paris başını çevirip ona sokulmuş güzeller güzeli Helen’e baktığında o korkunç kehaneti unuttu. Çok geçmeden bu sadakatsiz kraliçeyle memnuniyetle gösterişli bir düğün yaptı. Gemiler Truva Limanı’na şarkılarla ve müziklerle tıpkı neşeli bir düğün alayı gibi demir attı ancak çok geçmeden kederli bir savaş alayı olarak ayrılacaktı.

Kral Menelaos’un Savaş Çağrısıyla Yunanistan’ın Truva’ya Karşı Birleşişi, Odysseus ve Akhilleus

Tüm Yunanistan Paris’in ihaneti karşısında ayaklandı. Menelaus karısını kaçıran gaspçıyı cezalandıracağına ant içmişti. Ağabeyi Mykene Kralı Agamemnon kardeşine destek olacağına dair söz verdi. Birlikte tüm ülkeyi gezdiler, tüm asilzadelerden Truva’ya karşı birleşip intikamlarını almalarını istediler. Her biri bu konuda hemfikirdi. Tek yumruk olup Truvalılara o ölümcül darbeyi indirmeliydiler. Böylece tüm askeri kuvvetler Aulis’te toplandı. Yalnız iki asilzade henüz savaş çağrısına icabet etmemişlerdi.

Helen’in Kocası, Sparta’nın Kralı Menelaos’un Büstü

Bunlardan biri kurnaz Odisseus idi. Kocasına sadakati olmayan bir kadın için evini ve ailesini terk etmek istememişti. “Karım Penelope’nin ve oğlum Telemakhos’un yanında kalacağım,” dedi kendi kendine. “Vefasız Helen’in benimle ne ilgisi var ki? Savaş ne kadar sürüp gidecek, kim bilir?” Menelaos ona geldiğinde delirmiş gibi davrandı. Bir yandan öküzlere takılması gereken sabanı boynuna geçirmiş tarlayı sürüyor, bir yandan da toprağa tohum yerine tuz ekiyordu. Ancak Menelaos’un muhafızı Palamedes, Odisseus’un üçkâğıtçılığının farkına vardı, oğlu küçük Telemackhos’u getirip sabanın önüne bıraktı. Bunu gören Odisseus, sabanı kenara atarak oğlunun hayatını kurtardı. Bu da onun esasen gayet aklı başında olduğunu gösterdi. Odisseus isteksiz de olsa beraberinde tayfalı yirmi gemiyle orduya katılmaya mecbur kaldı.

Johann Heinrich Wilhelm Tischbein, Akhilleus

Savaş çağrısına icabet etmeyenlerden öteki de kimsenin nerede yaşadığını bilmediği, Peleus’un ve Deniz Tanrıçası Thetis’in oğlu, yiğitler yiğidi Akhilleus idi. Kahin Kalchas’ın kehanetine göre, Akhilleus olmadan Truva asla düşmeyecekti ve Akhilleus savaşa katıldığı takdirde, Truva’nın yağmalanışını ve yanışını görmeden düşecekti. Bunu bilen Thetis oğlunu kaçırdı, onu gizlice Kral Lykomedes’in adası Skyros’a bıraktı. Kraldan oğlunu kız çocuğu gibi giydirmesini, ona hanımların yaptığı işleri yaptırmasını ve bu sırrı açığa vurmamasını rica etti.

Ama Kâhin Kalchas Akhilleus’un nerede olduğu meydana çıkardı ve onu bulup getirmesi için kurnaz Odisseus görevlendirildi. Diomedes ile Skyros’a demir attı Odisseus tüccar kılığında, hemen Kral Lykomedes’in ve onun kızının önüne götürüldüler. Bunların arasında genç Akhilleus da vardı ancak öylesine kız gibi görünüyordu ki kimse onu tanıyamadı. Odisseus bin bir çeşit değerli mücevherin yanı sıra birkaç da silah sundu asilzadelerin beğenisine. Hemen sonrasında, Odisseus’un emriyle, kalenin önünde savaş boruları üflendi. Tüm kızlar ölüm korkusuyla kaçışırken Akhilleus cesurca öne atılıp yerden bir mızrak ve bir kalkan kaptı. Böylelikle afişe olmuştu. Odisseus onu Truva’ya karşı savaşmaya davet ettiğinde, Akhilleus sevinçle dostu Patroklos ve elli gemi ile Myrmidonların liderliğinde savaşa katılma sözü verdi.

İfigenya’nın Kurban Edilişi ve Yunan Donanmasının Ayrılışı

Nihayet ordu tamamlanmış ve donanma yola çıkmaya hazır hale getirilmişti. Liman kenti Aulis Yunanistan’ın her yerinden savaşçılarla dolup taşıyordu. Herkes yelken açma arzusuyla yanıp tutuşmaktaydı. Ancak rüzgâr Yunan gemilerinin yelkenlerini ansızın terk etti ve böylelikle çıkarma ertelendi. Kâhin Kalchas onlara bunun nedenini izah etti. Agamemnon Tanrıça Artemis’in kutsadığı bir dişi geyiği öldürmüştü ve Artemis yalnızca Agamemnon kızı İfigenya’yı kurban ederse uzlaşacaktı. Dehşete düşmüş baba bu korkunç akit hakkında tek bir kelime dahi duymak istemedi ancak Menelaos filonun yelken açabilmesi ve Helen’in intikamının alınabilmesi için teklifi kabul etmesi konusunda ısrar etti. İki kardeş şiddetli bir tartışmaya tutuştuktan sonra nihayet Agamemnon kızının getirilmesi emrini verdi. Akhilleus İfigenya’yı onlara karşı savunmak istediğinde, güzeller güzeli genç kız konuştu. “Yunanistan’ın ve Yunan kadınlarının onurunu korumak için hayatımı feda ediyorum. Beni kurban edin, Truva’yı yok edin. Bu benim düğünüm olacak.” Genç kadın Artemis’e kurban edildikten sonra ihtiyaç duyulan rüzgâr gemilerin yelkenlerini şişirdi, filo Aulis Limanları’nı terk etti.

Carlo Innocenzo Carlone, İfigenya’nın Kurban Edilişi

Yararlanılan Kaynaklar:

Die schönsten Sagen des klassischen Altertums, Bearbeitet von Hugo Eichhof, Wilhelm Goldmann Verlag, München, 1978

Efsaneler, Eren Sarı, eKitap

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir