Timurlularda Din

Yazan: Barışcan Abdal

Düzenleme: Taha Berk Arslan

TİMURLULAR DÖNEMİNDE DİN 

  1. GİRİŞ

  1. Yüzyılda Moğol İmparatorluğu’nu tekrar canlandırma hayali ile tutuşan Emir Timur’un temellerini attığı bu devlet Cengiz Han’ın fetih ettiği birçok toprağa egemen olmuştu. Orta Asya bozkır geleneği ile İslam kültürünün bir sentezi olan bu hâkim devlet. Dönemini ve ardından bugüne kadar gelen birçok devletin ve topluluğun sosyal, siyasal, ekonomik yapısını etkilemişti. Bu yazımda Timurlular döneminde dini hayata kısa bir değinmek istedim. Bunun sebebi ise bu konunun gerektiği gibi aydınlatılamadığı ve bu alanda fazla yanlış ve sübjektif fikirlerin olmasıdır. Bu, konuyu hem daha karmaşık hem daha ilgi çekici yapmaktadır. Bundan dolayıdır ki tartışmalar hala sürmektedir.  

Timurluların hâkim olduğu sahaya genel bir bakış attığımız vakit bu topraklarda İslamiyet’in hakim olduğunu görüyoruz. İslamiyet dışında Budizm, Şamanizm, Hristiyanlık gibi dinlere inanan toplulukların da bulunduğunu biliyoruz. Bunun akabinde Timurluların Müslüman bir devlet olmasına rağmen Orta Asya bozkır geleneklerinden tamamen vazgeçilmediği ve İslamiyet’le birlikte bir harman olduğu ve halkından buna göre bir hayat biçimi benimseyerek yaşadığı anlaşılıyor. Halkın yanı sıra Timurlu devlet adamlarının da bu İslamiyet ve Bozkır geleneğinin harman olduğu yıllarda nasıl bir dini hayat yaşadığını gözler önüne sürmek adına bir kaç Timurlu hükümdarların dini hayatlarına bir göz gezdireceğiz. 

Emir Timur dönemi: 

       Timur’un dini yaşamına genel olarak baktığımızda namazına önem veren bir Müslüman olduğunu görmekteyiz. Bunu örneklendirmek gerekirse Clavijo Seyehatnamesin’de Timur’un otağında kendisinin namaz ibadetlerini kaçırmamaya özen gösterdiğini, sökülüp-takılabilen seyyar bir ahşap caminin bulunduğunu ve bu caminin her yere götürülerek seferleri sırasında otağında kurulduğunu ifade eder. Oruç ibadetini de eksiksiz yerine getirdiği kaynaklarda yazmaktadır. Timur’un henüz başa geçmediği 1364 yılında hacca gitme fikrine sahip olduğu yine kaynaklarda yazar. Timur’un genel olarak dini vecibelerini yerine getiren bir Müslüman olduğu bilinmekte lakin bunun dışında dinen uygun olmayan davranışlar sergilediği de gözükmekte. Bunlara örnek vermek gerekir ise alkol alımını söyleyebiliriz.

Hatta Arabşah’a göre Çin üzerine düzenlediği son seferinde havanın çok soğuk olmasından dolayı sürekli içki içtiği ve bu sebepten ciğerinin parçalandığı ve Timur’un bu sebepten  ötürü öldüğünü Barthold Arabşah’tan etkilenerek yazmakta. Timur, içki içmenin yanı sıra tavla ve satranç gibi o dönem dinen pek hoş karşılanmayan oyunlar oynamaktan zevk aldığını bilmekteyiz.

Timur’un dini hayatının hâlâ bu kadar tartışma konusu olması yine Timur’un kendi döneminde yaptığı davranışlardan ve bir takım olaylardan kaynaklandığını söyleye biliriz. Bu davranış ve olayların bir kaçına göz gezdirmek gerekir ise bunların başında Timur’un mezhepsel olarak tartışılmasına sebep olan mezarının bulunduğu vakit şeceresinin Hz. Ali’ye dayandırılmasıdır. Bunun dışında Halep ve Dımaşk’ta alimler ile yaptığı tartışmalar sırasında hararetli bir şekilde ile Hz. Ali’yi savunmasıdır. Bunlar dışında her hangi bir bulgu olmadığından dolayı Timur’un Şii bir inanca sahip olması pek muhtemel değildir. Timur’un dini hayatına genel olarak şöyle açıklarsak dini bir siyasi silah gibi kullandığı söyleyebiliriz çünkü savaşlarını ve seferlerini incelediğimiz vakit genel anlamda Müslüman coğrafyaya ve Müslüman devletlerle savaşmış ve gaza anlayışına pek uygun davranmadığını söyleyebiliriz. Tahta çıktı vakit cihat ve gaza uğruna savaşacağını söylese bile bunu pek eyleme geçiremediğini görüyoruz. Müslümanlarla savaşlarda kendini haklı çıkarma çabaları gaza anlayışını uygun olmamasın da kaynaklanmaktaydı. Yine Timur Şii Müslümanlar ile yaptığı savaşlar sırasında kendini Sünniler koruyucusu, Sünniler ile yaptığı savaşlar sırasında ise kendini Şiilerin savunucusu olarak adlandırmıştır. Bu olaylara bakarak Timur dini genel olarak siyasi şekillerde kullandığını söylememiz pek yanlış olmayacaktır. 

Şahruh dönemi: 

Timur’un 18 Şubat 1405 yılında ölmesi üzerine, her ne kadar yerine torunu Pir Muhammed’i göstermiş olsa da ölmesi sonrası Şahruh idarecisi bulunduğu Horasan’ın başkenti Herat’ta tahta oturmuş ve en uzun süre tahta kalan Timurlu hükümdarı olmuştur. Dini ilişkilerini incelediğimiz vakit günlük ibadetlerini hiç aksatmayan mütedeyyin bir Müslüman, devlet idare ederken dinin gereklerini eksiksiz yerine getiren bir hükümdar olduğunu görüyoruz. Hafız-ı Ebrû’nun ifadesine göre reşit olduktan sonra hiçbir namaz kaçırmamasına rağmen her gün kaza namazları kıldığını öğreniyoruz. Diğer hanedan üyelerinin aksine asla içki kullanmadığı şeriat kurallarına sıkı sıkıya bağlı olduğunu görüyoruz. Her türlü dinen aykırı eğlence ve dinin yasaklanmış olduğu her türlü davranıştan uzak durduğunu görüyoruz. Şahruh dönemini son olarak bir yorum yapmak gerekir ise dine en bağlı hükümdar olduğunu görüyoruz onun öncesi veyahut sonrasında tahta geçmiş hükümdarlar onun kadar dine bu kadar bağlı kalmamışlardır. 

Uluğ Bey dönemi: 

Uluğ Bey Şahruh’un oğulları arasından en iyi eğitime sahip olan ve idarecisi bulunduğu Semerkand’da tahta oturarak babasının aksine Semerkand’ı kendine başkent seçmiştir. Kendisi bir hükümdar olmasının yanı sıra eşsiz bir matematik ve astronomi âlimi olduğu bilinmektedir ve kendisinin bu yönü aslında bir bakıma hükümdar yönünün önünde durmuştur. Dini hayatına baktığımız vakit ise yine kaynaklarda düzenli olarak namaz kıldığı, oruç tutuğu ve diğer dini vecibeleri yerine getirdiğini gösteriyor. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’i 7 kırâat üzerine hatmettiği ve müfessirlerin her ayet hakkındaki sözleri ezbere bilecek kadar mükemmel bir tefsir bilgisine sahip olduğu da ifade edilir. Bununla birlikte Uluğ Bey’in babası kadar dindar değil dedesi Timur gibi daha serbest düşünceli olduğu belirtilir. Yöneticisi olduğu Semerkand’da sazlı-sözlü eğlenceler düzenleyip kadın şarkıcıların davet edildiği hatta oğlu Abdülaziz’in sünneti sırasında şehrin ileri gelenlerin ve ahalinin içki içip eğlendiklerini Barthold belirtir. 1449 yılında tahtı oğlu Abdüllatif ‘e bırakmak zorunda kalınca oğlundan izin isteyip hacca gitmek istemişse de yol üzerinde oğlu tarafından öldürülmüştür. Uluğ Bey döneminde genel bir yorum yapmak gerek ise babası gibi çok fazla dindar olmamasına rağmen dini vecibelerini yerine getirdiğini dini devlet yönetiminde pek kullanmadığını görmekteyiz. 

Ebû Said dönemi: 

1451 yılında Abdullah’ı mağlup edip öldürerek Semerkand’da hükümdarlığını ilan eden Ebu Said genel tasvirler içinde akıllı, feraset sahibi, basiretli bir Timurlu sultanı olarak bahsedilir. Halkını korumak ve gözetmek, adaleti yaymak, ve adalet sahibi olduğu bunları yaparken de şeriatı asla çiğnememiş olduğu bahsedilir. Kaynaklarda âdil olmasının yanı sıra dindarlığı da vurgulanmış Ebu Said’in düzenli olarak namaz kıldığı ve oruç tuttuğu yazmasa bile çok dindar olduğu ve şeriata uyduğu yazmaktadır. Buna müteakiben oğullarından Sultan Ahmed Mirza da temiz bir Müslüman ve şeriata uygun davranan bir sultan olduğu söylenir lakin içki içtiği zaman 20-30 gün boyunca içtiği içmediği zaman ise 20-30 gün boyunca içmediği yazmaktadır. 

Hüseyin Baykara: 

1469 yılında Ebû Said’in Azerbaycan seferi sırasında ölmesi üzerine Herat’da adına hutbe okutup başa geçmiştir. Onun döneminde Timurlu ülkesi Ebû Said çocuklarının hüküm sürdüğü Mâverâünnehir ve kendisin hakim olduğu Horasan olmak üzere iki kola ayrılmıştı ve kendi bölgesini 5 Mayıs 1506 tarihine kadar ölünceye kadar idare etmiştir. Hüseyin Baykara tahta çıktığı ilk dönemlerde Şiiliğe meyilli olup, hutbenin on iki imam adına okunmasına müsaade etmiştir fakat çoğunluğu Sünni olan Herat halkı ve Ali Şir Nevâî ile Molla Cami’nin nasihatları üzerine tekrar Sünniliğe dönmüştür. İsmail Aka Hüseyin Baykara’nın hakimiyetin ilk 6-7 yılında dindar bir hayat yaşadığını, geriye kalan 40 yıl boyunca her öğle namazının ardından içki içtiği ve ömrünün bir kısmını zaferler ardından içkili eğlencelere dalmayı adet edindiğini ise inkar edilemeyen bir gerçektir. 

1.Sonuç

Genel olarak Timurlu hükümdarların dini hayatlarına baktığımız vakit dine çok bağlı hükümdarların olması ile beraber daha serbest düşünceli hükümdarlarda tahta geçtiğini görmekteyiz. Bununla birlikte her hükümdarın namazlarını, oruçlarını, zekatlarını kaçırmadığı gibi dini zorunlulukları yerine getirdiğini görüyoruz bunun yanında dini alimlere büyük saygı ve sevgi besledikleri de anlaşılmaktaydı. Her devlet gibi Timurlu hükümdarları ve özellikle Emir Timur’un dini siyasette etkin bir biçimde olarak kullandığını görebiliriz. Ancak bu onların dinsiz olduklarını ifade etmemektedir. Timurlular hâkim oldukları olduğu süre boyunca bulunduğu topraklarda Müslüman ve Türk-Moğol geleneklerinin harman olduğu bir şekilde hüküm sürmüştür. Devletin ömrünün çok uzun olmamasına rağmen kendi bulunduğu coğrafyanın yanı sıra bir çok komşu coğrafyayı da etkisi altına almıştır. Timur’un torunu Babür tarafından bu geleneğin kısmen de olsa devam ettiğini söylemek yanlış olmaz. Öyle ki bugün dahi onun ve soyunun yaptığı mimari eserler ve mirası bütün ihtişamı ile bizleri selamlamakta. 

KAYNAKÇA 

Yüksel, Musa Şamil, Timurlularda Din-Devlet İlişkisi, TTK, Ankara 2009

Bademci, Ali, Cengiz ve Yasası Timur ve Tüzükatı, Ötüken Yayınevi, İstanbul 2016

Barthold, Wılhelm, Uluğ Beg ve Zamanı, çev: İsmail Aka, TTK, Ankara 2015

Wılhelm, Barthold, Moğol İstilasına Kadar Türkistan, çev: Hakkı Dursun Yıldız, İstanbul 2017

Aka, İsmail, Mirza Şahruh ve Zamanı (1405-1447), Ankara, 1994

Roux, Jean- Paul, Aksak Timur, İslamın Kutsal Savaşcısı, çev. Ali Rıza Yalt, İstanbul 1994

“Timur, Din ve Ulemâ”, XIV. Türk Tarihi Kongresi Bildirileri (Ankara, 9-13 Eylül 2002), I, 107-111

Köseoğlu, Nevzat, Eski Türkler’de İslam’da ve Osmanlı’da Devlet, İstanbul 2004

Manz, Beatrice Forbes, “Timur ve Hakimiyet Sembolü” çev. Musa Şamil Yüksel, Tarih İncelemeleri Dergisi, XV (2000), 257-72

Ortaylı, İlber, Türkiye İdare Tarihine Giriş, Ankara 1996

Ögel, Bahaeddin, Türklerde Devlet Anlayışı (13. Yüzyıl Sonlarına Kadar), Ankara 1982

 

 

Barışcan Abdal

Bilim ve sanata düşkün, öğrenmekten zevk alan tarihin her alanına aşk duyan ben Barışcan Abdal. Aşk ile bağlı olduğum tarihte Orta Çağ doğu uygarlığı ve Timur İmparatorluğuna sevdalıyım. Sevgi ve saygı beslediğim bu alanlarda sizlere yazılar paylaşmaktan kıvanç duyarım.

You may also like...

4 Responses

  1. Erhan dedi ki:

    ellerinize sağlık

  2. Enes Özarslan dedi ki:

    Güzel bir yazı, önyargıları kaldıracak bir yazı. Timur yazılarında Arabşah’dan çok Şerafeddin Ali Yezdi‘yi kullanmanız dileği ile.

    • Barışcan Abdal dedi ki:

      Ali Yezdi’den yararlanıyorum lakin bu konuda fazla yanlış bilgi olduğu için Timur’u sevmeyen ve bunu açık açık belirten Arabşah’ı kullanmayı tercih ettim çünkü onu sevmeyen birinin o dönem yazdıkları ile gerçekleri bir nevi karşılaştırmak istedim. İbn Arabşah her ne kadar yanlı yazmış olsa bile 1.elden bir kaynak ve dikkate alınması gerekir. Yorumunuz için teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir