Set ve Horus’un Taht Mücadelesi

III. Ramses’in başında Uraeus.

Ra’nın oğlu Şu’nun oğlu Geb tahta çıktıktan kısa bir vakit sonra sarayını lat-Nebes şehrini ziyaret etmek için terk etti, Mısır Deltası’na gitti. Babası Şu, isyancıların ihtilaline yenik düştüğünde karısı Tefnut’u ardında bırakıp tam da oradan göğe yükselmişti, tıpkı babası Ra gibi. Vardığında Geb, burada olan her şeyin ona anlatılmasını istedi yanındaki tanrılardan. Dedesi Ra’ya edilen isyanlardan ve babası Şu’nun Apophis’in evlatlarının isyanına karşı kazandığı o muazzam zaferden bahsedilmesini… Tanrılar Şu’nun kahramanlıklarından bahsederken onun, başına Uraeus –şaha kalkmış bir kobra-  giydiğine değindi. Bunu duyan Geb, Uraeus’u arzu etti deliler gibi. Ancak ne yazık ki Uraeus bir sandığa koyulmuş, mühürlenmiş ve Pi-Yaret’te bir yerlere gizlenmişti. Geb hiç beklemeden destekçilerini topladı ve o yaşayan kobrayı bulup başına takmak için yollara düştü.

Timsaha dönüşen Uraeus. Sobek.

Geb ve yoldaşları çabucak keşfetti sandığın yerini. Kutsal kral eğilip sandığın kapağını açtığında, Uraeus içinden sıçradı ve ona doğru devasa alevini soludu. Kralın destekçileri anında öldü, kral hayatta kaldı. Ancak başı fena şekilde yanmıştı. Acılar içindeki Geb yardım için Henu-Plants’a koştu lakin hiçbir şey bulamadı. Sonrasında destekçilerinden birine Ra’nın güç ile demlenmiş büyülü peruğunu getirmesini emretti. Böylece onu başına taktığında yaraları iyileşecekti. Beklenildiği gibi ilahi kral iyileşti ancak sonrasında bir mucize gerçekleşti, peruk lat-Nebes’in Sobek’i adlı bir timsaha dönüştü.

Geb ve Nut’un oğlu Osiris.

İyileştikten ve dinlendikten sonra Geb, tıpkı dedesi ve babası gibi, Asyalı isyancılarla savaştı Faiyum Oasis’in kuzeyi Itj-Tawy’de; Mısır’a beraberinde çokça esirle döndü. Hükümdar olarak tüm başarılarına rağmen oğlu Osiris’in gözlerinde Mısır’ı muazzam bir talihle yönetebilecek bir tanrı gördü. Ra ve Şu’nun daha evvel yaptığı gibi tahttan çekilmeye karar verdi. Böylece Osiris kral oldu ve tanrılar saltanatında yeni bir çağ başladı.

Ra Heliopolitan’da Atef Tacı’nı Osiris’e giydirdiğinde, taze kral tacın güçlü ısısına yenik düştü ve hastalandı. Bu, kralın saltanatı için uğursuz bir başlangıçtı ancak Osiris kudretli ve yüce gönüllü olmasıyla çabucak şöhret kazandı. Onun saltanatında yaşam güzeldi. Nun’un intizamsız suları körfezde tutuldu ve Mısır’ın sıcak topraklarına soğuk kuzey rüzgârları esti; komplocular ve fesatçılar parçalandı; Osiris tanrılar arasında en çok saygı duyulan oldu. Kız kardeşi İsis’ten iki evladı olacaktı ve Mısır’ın kaderi baştan yazılmaya başlanacaktı. Zira Horus dünyaya gelecekti; ötekisi Anubis idi.

Kıskançlık ve Devamı…

Set ve Horus, Abu Simbel’de küçük bir tapınakta II. Ramses’e tapınıyor.

Kıskançlık içinde kavrulan Osiris’in kardeşi Set fesat çıkardı. Bir Etiyopyalı Kraliçe ve yetmiş iki komplocuyla bir araya geldi, Osiris’e komplo kurdu. Kardeşinin bedenini gizlice ölçtü ve onun ölçülerine göre güzel bir sandık yapıp değerli taşlarla süsledi. Sandık onun emriyle festival salonuna getirildiğinde misafirler onun olağanüstü güzelliğiyle büyülenmişti.  Ve duyurdu Set, “Her kim ki sandığın içine uzandığında oraya tam uyarsa, sandık onun olur.” Misafirler sırayla sandığın içine girip çıktı, ta ki Osiris sandığa uzanıp kusursuzca uyuncaya değin. O anda Set’in komplocuları öne atılıp sandığı mühürledi, kenarlarına çiviler çaktı ve üstüne hiç boşluk bırakmadan erimiş kurşun döktü. Hiç vakit kaybetmeden sandığı Nil Nehri’ne attılar ve nehirden denize yüzmesini izlediler. Bu, Osiris’in saltanatının ve yaşamının yirmi sekizinci yılında gerçekleşmişti.

Ölüm ve Cenaze Tanrısı Anubis’in kollarında Osiris.

İsis bu korkunç olayı duyduğunda saçlarının bütün lülelerini kesti; üzerine karanlık bir yas giydi. Günlerce amaçsızca dolaştı ve Osiris’i buldu. Onu büyüsüyle, ondan hamile kalabilecek kadar diriltti. Bu büyülü ilişkiden Horus dünyaya gelecekti ki bu bütün Mısır’ın kaderini belirleyen bir olgu olacaktı.

Katledildikten sonra bile Osiris’in bedeni Set’ten korunmaya muhtaçtı. Bir gün alacakaranlık güne çökerken Set, Anubis’in babasının bedenini wabet’te (mumyalama odası) yalnız bıraktığını fark etti. Bunu fırsat bildi ve Anubis’in suretine bürünerek gardiyanları atlattı, Osiris’in bedenini wabet’ten aldı, nehirde yelken açıp batıya gitti. Ancak Anubis sonunda bunu öğrendiğinde amcasının peşine takıldı. Koca bir boğaya dönüşen Set ile savaştı ve babasının bedenini geri aldı. Osiris’in cenaze töreni ancak Ra ve Geb’in yardımıyla gerçekleşebildi.

Set’in Saltanatı ve Horus’un Tahttaki Hakkı

Horus ve annesi İsis.

Osiris’in ölümüyle Set Mısır tahtına çıktı. Turin Canon’a göre Set’in saltanatı yüz yıl sürmüştü ve bu süre içinde Mısır toprakları kötülükle yıkandı.  İlk işi İsis’i mahkûm etmek oldu. Kadının kalbi ateşler içinde yandı ve gözleri ağlamaktan çöktü. Set tarafından kendi evine hapsedilen Neftis (Osiris, Set ve İsis’in kardeşi ve Set’in karısı) İsis’e kaçması için yardım etti. Bu sebepten ötürü hayatı boyunca korku içinde yaşasa da Osiris’in bedenini kocasından korumayı sürdürdü.

İsis sonunda kaçmayı başardığında Khemmis’te saklandı. Orada on ay süren hamileliğinin sonunda Horus’u doğurdu. Ne yazık ki bundan Set’in haberi olmuştu. Bundan dolayı İsis oğlunu Neftis dâhil birçok tanrıçanın desteği ile bilinmeyen topraklarda büyüttü. Küçük Horus annesinin büyüleri ile korunmaktaydı. Dolayısıyla Set yıllar boyunca Horus’u aramasına rağmen bulamadı. Horus Set’in gazabıyla korku içinde büyüdü. Hatta bir mite göre annesi İsis, Set tarafından tecavüze uğradı ve bir çocuk doğurdu. Bu çocuk yarı oluşmuş siyah bir yılana benzemekteydi.

Horus mitinin sonunda genç Horus yetişkinliğe erişti ve Osiris’in haklı varisi olarak taçta hakkını iddia etti, amcası Set ile yüzleşti. Horus, Evrensel Tanrı Ra’nın önüne tacını talep etmeye geldiğinde birçok tanrının desteğiyle Set tahttan çekilmeyi reddetti ancak Horus’un da destekçileri vardı. Tanrılar kaos içinde tacın kime verileceğini tartıştı. Şu, Horus’u destekledi; Thoth, Şu’nun fikrini destekledi ve İsis’i sonsuz çabası için takdir etti. Ve Evrensel Tanrı Ra, “Hükmünüzün tek başına ne anlamı var?” diye haykırdı, Horus’un taht için çok genç olduğunu bir süre sessizce düşündü. Set ise araya girdi, sanki bir dostmuşçasına evrensel tanrıdan Horus ile dışarı çıkmayı talep etti. Amacı yeğeniyle teke tek dövüşmekti.

Thoth, aşırı diplomat şekilde, “Kimin sahtekâr olduğunu ortaya çıkarmamalı mıyız? Oğlu hala buradayken Osiris’in makamı Set’te mi kalacak?” dedi.

Evrensel Tanrı Ra daha da öfkelendi, tacı Set’e vermek istiyordu ancak her şey kaosa sürüklenmekteydi. Onuris avazı çıktığı kadar bağırdı, “Ne yapacağız?” ve Atum, Tanrı Banebdjedet’in mahkemeye, davayı yargılaması için davet edilmesini önerdi. Mahkeme öneriyi kabul etti ve bunun için bir tanrı gönderdi. Ancak Banebdjedet yargılamayı reddetti ve bunun yerine Tanrıça Neith’in fikrinin sorulmasını önerdi. Thoth, Neith’e ne yapacaklarını sormak için bir mektup yazdı. Neyseki Neith, Banebdjedet’ten daha belirleyiciydi. “Osiris’in makamını oğlu Horus’a verin. Küstahlık edip adaletsizce davranmayın, aksi halde göğü başınıza çalarım. Ve Heliopolis’te yaşayan boğaya, Evrensel Tanrı’ya deyin ki, Set’e hakkı olanı versin, kızları Anath ve Astarte’yi, ve Horus’u babası Osiris’in makamına atasın.”

Horus ve Set’in Savunmaları

Neith’in mektubu mahkemede yüksek sesle Thoth tarafından okundu ve herkes Neith’in haklı olduğunu beyan etti. Ancak Ra öfkeden çılgına döndü. Öyle ki Horus’a, onun bu makam için değersiz ve yetersiz olduğunu kolayca söyledi. Onuris, Otuz’un Konsey’inde olduğu gibi çileden çıktı ve Tanrı Babi, sırf Horus’un destekçileri olmadığından bu muameleyi gördüğü için Evrensel Tanrı’ya köpürdü. Evrensel Tanrı Ra rencide oldu ve derin bir üzüntü sardı kalbini; salondan ayrıldı ve günün kalan kısmında yalnızca dinlendi. Dokuzlar Babi’ye ileri gittiğini söylemişler, onu azarlayıp kovmuşlardı.

Ra’nın kızı Hathor babasının çadırına beklenmedik bir anda gelip onu güldürmek için mahrem yerlerini gösterdi. Ra artık Dokuzlar’a katılacak kadar neşeliydi. Döndüğünde Horus’a ve Set’e tahtı neden hak ettiklerini göstermeleri için bir şeyler yapmalarını söyledi. Öne ilk çıkan Set olmuştu. Tanrıların en güçlüsü olduğuna dikkat çekmek için Ra’nın düşmanı Apophis’i öldürdü. Başka hiçbir tanrının onu öldürmeye yetecek gücü yoktu.  Tanrılar hayranlık içinde Set’i izlediler. Onlar da başka hiçbir tanrının Apophis’i öldürmeye gücünün yetmeyeceğini biliyorlardı ama Thoth ve Onuris onlara şunu hatırlattı: Ölen kralın oğlu yaşarken, bir amcanın tahtı alması daima kanunlara aykırıdır.

Konuşma sırası Horus’taydı. Babasının makamından mahrum edilmesinin ne kadar kanun dışı olduğunu aydınlatmak istedi. Ne yazık ki konuşması için yeterli zaman tanınmamıştı ona. Ancak Isis araya girdi ve konunun Heliopolisli Atum’a ve Khepri’ye danışılması gerektiğini söyledi. Tanrılar onunla aynı fikirdeydi. Ona hiddetlenmemesini söylediler. “Hak kimin hakkıysa ona verilecektir,” dediler. Bu Set’i çileden çıkardı; devasa saltanat asasını almaya, her gün bir tanrı öldürmeye yemin etmişti. Isıs mahkemeye gelirse de o gelmeyecekti.

İsis ve Horus’un Zaferi

Set’in en büyük destekçisi olan Evrensel Tanrı Ra bütün tanrılara yelken açmalarını, Isis’i ardında bırakmalarını buyurdu. Gemiciye de, Tanrı Nemty, hiçbir kadını, özellikle Isis’e benzeyen herhangi birini gemilere almayı yasakladı. Ancak Isis’i caydırmak güçtü. Kadın kendini yaşlı bir kadına dönüştürdü ve Nemty’nin yanına gitti, gemilere binmek istedi, “Sığırlarına bakan ve günlerdir aç olan bir genç adama bir kâse un götürmek amacım,” dedi. Nemty’nin karşısında gördüğü yalnızca zararsız bir yaşlı kadındı ancak emirleri de biliyordu. Isis Nemty’e, gemilere binmesi yasaklanan tek kişinin Isis olduğunu hatırlattı. Yolculuk ücreti için ona çörek vermek istedi ancak bu Nemty’yi etkilememişti, böylece Isis ona parmağındaki altın yüzüğü sundu. Nemty’nin aç gözü doymuş, Isis’i yasaklı adaya götürmeyi kabul etmişti.

Isis vardığında, Evrensel Tanrı Ra’nın, yoldaşlarıyla yemek yediğini gördü. Set’in dikkatini çekmek için kendisini güzel bir kadına dönüştürdü ve başarılı oldu. Kocasının katilinin gözleri şimdi onun üzerindeydi. Oğlunun tahtının gaspçısı yanına geldiğinde kendisinin bir hayvan tüccarının karısı olduğunu ve ona bir erkek evlat doğurduğunu ancak kocası öldüğünde oğlunun hayvanları idare etmek için tek başına kaldığını söyledi. Sonrasında bir yabancının gelip hanelerinin başına geçtiğini, oğlunu haklayacağı konusunda tehdit ettiğini, hayvanlara el koyduğunu anlattı. Dönüp Set’e tüm bu olanlar hakkındaki fikirlerini sordu ve onun şampiyonu olmasını istedi. Tanrı’nın aklı bu güzel kadın karşısında başından gitmişti. Hiç tereddüt etmeden, “Ölen adamın oğlu hayatta olmasına rağmen mi o yabancı gelip hayvanlara el koydu?” dedi.  “O sahtekâr dövülmeli, hanenizden atılmalı ve oğlunuz onun yerine geçmeli,” diye de ekledi.

İsis, Set’i tuzağa düşürmeyi başarmıştı, bundan oldukça da memnundu. Kendini bir kuşa dönüştürdü, Set o yere vardığında bir ağacın dalına kondu, konuştu. “Sen, Set, utanmalısın. Kendi ağzınla, kendi zekânla kendini yargıladın ve kendini suçlu buldun!” Atum’un ve Ra’nın ısrarıyla tanrılar Horus’a tacı giydirdiler. Set’in sayesinde Nemty cezalandırıldı ve o günden beri altından nefret eder oldu.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

 Garry J. Shaw. The Egyptian Myths: A Guide to the Ancient Gods and
Legends. Thomas & Hudson, 2014.

 

You may also like...

6 Responses

  1. Nilüfer dedi ki:

    Yazan kişinin emeğine sağlık. Sürekli duymaya alışkın olduğumuz mitlerin dışında bir alana odaklanıp hakkını vermek zor olmasına rağmen muhtemelen yoğun bir araştırma ile gayet bilgilendirici bir metin hazırlamış. Yazı sıkmıyor, detaylara boğulmadan akıcı ve okuması kolay bir anlatımı var. Yazılarının devamını bekliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir