Phillips Eğrisi ve Toplam Arz; Piyasa İş Gücü ve Çalışma

Yazan: Kürşad Görgen

Düzenleme: Taha Berk Arslan

1958 yılında, Yeni Zelandalı iktisatçı A. W. Phillips, ünlü bir çalışma yayımladı. Çalışma, Birleşik Krallık’ta işsizlik ve ücret artışını ampirik verilerle inceliyordu. Phillips, işsizliğin yüksek olduğu dönemlerin genel karakteristiğinin düşük ücret artışları ve işsizliğin düşük olduğu dönemde de aksi bir durum olduğunu tespit etti. Bunun ardından diğer iktisatçılar, Phillips’in bulgularını diğer ülkeleri kapsayacak şekilde genişlettiler. İşsizlik ve enflasyon arasında pek çok ülkede var olduğunu keşfettikleri negatif ilişki de bundan dolayı Phillips Eğrisi adını aldı. Yazının ana teması ise Phillips Eğrisinin ne olduğu ve bunun toplam arz eğrisini ne ölçüde ilgilendirdiği olacaktır. Phillips Eğrisi, toplam arz eğrisini anlamamıza yardımcı olacak sezgiyi sağlandığından, ilk olarak Phillips eğrisi ve ona dair bakış açılarını tanıtmayı yerinde buluyoruz. Bunun ardından, temel toplam talep-toplam arz çerçevesini tanımaya başlamamız için, toplam arz eğrisini konu edeceğiz.

Philips Eğrisinin ardındaki düşünce aslında oldukça sezgiseldir. Temel nokta, iş gücü piyasaları sıkı, yani işsizlik oranı düşük olduğunda şirketlerin nitelikli işçi istihdam etmekte zorlanacağı ve bundan dolayı da şirketlerin ücretleri daha hızlı oranda arttıracağı yönündeki tahmindir.

Phillips Eğrisi ve 1960’lar

İktisatçılar çok iyi bilir ki ücret enflasyonu, genel enflasyonu doğrudan ve güçlü olarak besler. Tam da bu sebeple, 1960’larda Phillips eğrisi dönemin dalgalanmalarına bir açıklama olarak oldukça popülarite kazandı, zira eldeki verilerle gayet net biçimde örtüşmekteydi. Yandaki grafikte* ABD’de 1950-69 arası dönemde işsizlik oranı ve enflasyon oranının karşılaştırılması, Phillips Eğrisi’nin iddia ettiği negatif korelasyona bir delil niteliğindedir. Bu döneme ait Phillips Eğrisi’nin anlattığı, işsizlik ve enflasyon arasında uzun dönemde bir değiş-tokuş olduğudur. Başka bir deyişle, iktisadı yönlendirenler daha yüksek bir enflasyon oranına yol açan politikalar seçebilir ve sürdürebilir bazda oldukça daha düşük bir işsizlik oranına ulaşabilirlerdi. Nitekim, 1960’da Samuelson ve Solow’un ünlü çalışması “Analytical Aspects of Anti-Inflation Policy” içinde de bu öne sürülmüştü. Bu düşünce Kennedy ve Johnson yönetimlerinde büyük etki sağladı, ve hatta ilk zamanlar gerçekten de başarılı gibi göründü. Lakin bunun çok uzun sürdüğü söylenemez; 1970’lere doğru enflasyon ivme kazandı, buna rağmen işsizlik oranı yüksek kaldı.

Friedman-Phelps’in Phillips Eğrisi Analizi

1960’ların sonuna doğru Milton Friedman ve Edmund Phelps, Phillips Eğrisi analizinde ciddi bir teorik eksiklik keşfettiler. Analiz, işçiler ve şirketlerin nominal ücretleri değil reel ücretleri, ücretlerin satın alabileceği reel mal ve hizmetlerin miktarını önemsedikleri görüşü ile taban tabana zıttı.  İşçiler ve şirketler muhtemelen beklenen enflasyon dolayısıyla nominal ücretleri yukarıya çekeceklerdir, böylece reel ücret oranında bir değişiklik yaşanmayacaktır. Daha sade bir dille, ücretler ve genel enflasyon hem beklenen enflasyondaki yükselmelerle aynı oranda artacak, hem de iş gücü piyasasındaki düşük işsizlik, yani sıkılığa karşılık verecektir. Friedman-Phelps analizi, uzun dönemde ekonominin, tüm ücret ve fiyatların esnek olması durumunda gerçekleşecek olan, doğal işsizlik oranı olarak adlandırdıkları işsizlik düzeyine kayacağını iddia etmiştir. Doğal işsizlik oranı, tam istihdam düzeyindeki işsizlik oranıdır çünkü, bu durumda bile işsizlik sıfıra düşmeyecektir. Bu görüş, klasiklerin “kendini düzelten mekanizma” görüşüyle aynı temeli ve görüşü paylaşmaktadır.

Bu “beklentilerle genişletilmiş Phillips Eğrisi”, enflasyonun, iş gücü piyasasındaki sıkılığın bir ölçütü olan ve sıkça işsizlik açığı olarak adlandırılan, işsizlik oranı ile doğal işsizlik oranı arasındaki farkla negatif korelasyonu olduğunu basitçe ortaya koymaktadır. Buna göre, işsizlik uzun dönemde doğal işsizlik oranına çekilecektir.

Phillips Eğrisi’nin

bu revize edilmiş/genişletilmiş versiyonu işsizlik ve enflasyon arasında uzun dönemde herhangi bir korelasyon olduğunu göstermez, dolayısıyla fiyat düzeyindeki değişimlerin reel ekonomiyi etkilemeyeceği(ya da hiç olmazsa etkilememesi gerektiği) klasik ikilemle uyumludur. Bunu, yandaki kısa/uzun dönem Phillips Eğrisi grafiğinde görebiliriz. Grafiği doğru okursak(ki grafiği okumayı okuyucuya bırakacağız), bizi üç önemli sonuca götürmektedir:

  1. İşsizlik ve enflasyon arasında uzun dönemde bir korelasyon yoktur, çünkü düşey uzun dönem Phillips Eğrisinin gösterdiği gibi, daha yüksek bir uzun dönem enflasyonu daha düşük bir işsizlik oranıyla ilişkili değildir.
  2. İşsizlik ve enflasyon arasında kısa dönemde bir korelasyon vardır, grafikteki “2” noktasında olduğu gibi, beklenen enflasyon oranı dolayısıyla, para politikacıları bir miktar daha yüksek bir enflasyon oranını göze alarak daha düşük bir işsizlik oranına ulaşabilirler.
  3. Uzun dönem ve kısa dönem olmak üzere iki tür Phillips Eğrisi vardır, revize edilmiş/genişletilmiş Phillips Eğrileri -PC1, PC2, PC3- aslında kısa dönemi temsil etmektedir: Beklenen enflasyon değerleri adına çizilmişlerdir ve doğal işsizlik oranından sapmalarının, enflasyon ve beklenen enflasyonun değişmesine neden olması durumunda konum değiştireceklerdir.

Modern Phillips Eğrisi

1973 ve 1979’da petrol fiyatlarının sert yükselişi ile enflasyon büyük bir sıçrama yaşadı. Bu durum sebebiyle, iktisatçılar Phillips eğrisine bir özellik daha eklediler. İktisattaki temel terimlerden biri olan arz şokları, bir ekonominin  aynı miktarda sermaye ve iş gücüyle üretebileceği çıktı miktarını değiştiren şoklardır. Mevzubahis arz şokları fiyat şoklarına, yani iş piyasasındaki sıklık veya beklenen enflasyondan bağımsız şekilde enflasyonda gerçekleşen kaymalara dönüşebilir. Fiyat şoklarının eğriye eklenmesi ile, modern, kısa dönemli Phillips Eğrisi ücretler ve fiyatların yapışkan olduğunu ifade eder. Ücret ve fiyatlar esnek oldukça, bunlar ve enflasyon işsizliğin doğal orandan sapmasına daha çok/keskin tepki verir, bu da kısa dönem Phillips Eğrisi’nin daha dik şekilde çizilmesi gerektiğini gösterir. Eğer ücret ve fiyatlar tamamen esnekse, kısa dönem Phillips Eğrisi dikeydir ve uzun dönem eğrisi ile özdeş haline gelmiştir. Bu durumda, işsizlik ve enflasyon arasında uzun veya kısa dönemde bir değiş-tokuş yaşanamaz.

Toplam Arz Eğrisi

Şirketlerin üretmek istediği çıktı miktarı ve enflasyon ilişkisini temsil eden bir toplam arz eğrisi elde etmek için Phillips Eğrisi analizini kullanmamız gerekir. Geleneksel arz/talep analizinde sadece tek bir arz eğrimiz vardır fakat bu, toplam arz ve talep için farklıdır. Kısa ve uzun dönem Phillips Eğrilerini bir şekilde kısa ve uzun dönem toplam arz eğrilerine dönüştürebiliriz. Önce, toplam arz eğrisini üretir ve bunun, kısa dönemden uzun döneme nasıl hareket ettiğini gözlemleriz.

Uzun Dönem Toplam Arz Eğrisi

Uzun dönemde çıktıyı belirleyen etmenler; dönemin mevcut teknolojisi, ekonomideki toplam sermaye miktarı ve uzun dönemde arz edilen iş gücü miktarlarıdır, ve tahmin edebileceğimiz üzere, bunların hiçbirinin enflasyonla ilişkisi yoktur. Doğal çıktı oranı, doğal işsizlik oranında arz edilen toplam çıktıdır fakat bu genel olarak potansiyel çıktı adıyla anılır, yani, bir ekonominin uzun dönemde sürdürebileceği üretim düzeyi. Kafa karışıklığı olmaması açısından potansiyel çıktı terimini kullanacağım.

Aslında bu kısa bir ifadeyle, uzun dönem Phillips Eğrisi dikey olduğundan uzun dönem toplam arz eğrisinin de dikey olacağını söylemektir. Yandaki grafikte görülebileceği üzere, uzun dönem toplam arz eğrisi(LRAS), potansiyel çıktı düzeyinde dikeydir. Dikey uzun dönem toplam arz eğrisine dair önemli bir gerçek, ücretler ve fiyatlar tam olarak “uyarlandığında” işsizlik ve enflasyon ilişkisinde bir ayrışma olduğudur.

Kısa Dönem Toplam Arz Eğrisi

Modern Phillips Eğrimizdeki işsizlik açığını çıktı açığı ile değiştirirsek kısa dönem toplam arz eğrisine dönüştürebiliriz. Bunu yapmak için, Arthur Okun’un keşfettiği işsizlik ile çıktı arasındaki ilişkiden yararlanırız. Okun yasası, işsizlik açığı ile çıktı açığı arasında negatif korelasyon olduğunu söyler.

Okun yasası, çıktı potansiyel düzeyin üzerinde olduğu her yüzdelik derece içim işsizlik oranının, doğal işsizlik oranının bir yüzdelik derecesinin yarısı kadar olduğunu ifade eder.  Yasa üzerine başka bir düşünüş, çıktıda gerçekleşen bir yüzdelik derece artışının işsizlikte yarım yüzdelik derece azalmaya sebep olduğunu söyler. Gerçekten de, iktisat tarihinde buna dair çok güçlü kanıtlar vardır.

Neden işsizliğin azalma oranı çıktı artışının yarısıdır? Çıktı arttığında, şirketler istihdamı muhtemelen çıktıdaki artışla orantılı yükseltmezler, buna, iş gücü gömülemesi de denir. Aksine, şirketler çalışma saatlerini arttırarak işçileri daha çok çalıştırır. Bunun yanında, ekonomi gelişirken daha çok kişi de iş gücüne katılacaktır, dolayısıyla işsizlik oranı istihdam artışı kadar azalmaz.

Kısa Dönem Toplam Arz Eğrisinde Yapışkan Ücret Ve Fiyatlar

Yukarıda gördüğümüz gibi, kısa dönem Phillips Eğrisinde ücret ve fiyatlar yapışkandır. Kısa dönem toplam arz eğrisinde de, onu Phillips Eğrisinden türettiğimiz için durum aynıdır. Kısa dönem toplam arz eğrisinde, ücretler ve  fiyatlar ne kadar esnek olursa, enflasyon çıktı açığına o kadar çok tepki verecektir. Bu da kısa dönem toplam arz eğrisinin daha dik olduğunu gösterir. Ücret ve fiyatlar tamamen esnek olduğunda, kısa dönem toplam arz eğrisi dikey hale gelir ve uzun dönem arz eğrisi ile özdeş olur. Tamamen esnek ücret ve fiyatlar, toplam çıktının her zaman potansiyelde olduğu çerçeveye oturur.

Uzun dönem ve kısa dönem toplam arz eğrilerini elde ettiğimize göre, her birinin neden kaydığını inceleyebiliriz.

Uzun Dönem Toplam Arz Eğrisinde Kaymalar

Uzun dönemde arz edilen çıktı üretim fonksiyonu tarafından belirlenir. Üretim fonksiyonu, potansiyel çıktının değişmesini, dolayısıyla uzun dönem toplam arz eğrisinde kaymayı üç şekilde sağlar: 1) ekonomideki toplam sermaye miktarı, 2) ekonomide arz edilen toplam işgücünün miktarı, 3) iş gücü ve sermayeyi, mal ve hizmetleri üretmek için bir araya getiren mevcut teknoloji. Bunlardan herhangi biri yükseldiğinde, potansiyel çıktı artar ve uzun dönem toplam arz eğrisi sağa kayar.

Uzun dönem toplam arz eğrisindeki kaymaların başka bir sebebi doğal işsizlik oranıdır. Eğer doğal işsizlik oranı düşerse, mantıken potansiyel çıktı artacaktır. Dolayısıyla doğal işsizlikteki her düşüş uzun dönem toplam arz eğrisini sağa, her yükseliş sola kaydıracaktır.

Kısa Dönem Toplam Arz Eğrisinde Kaymalar

Kısa dönem toplam arz eğrisini üç faktör kaydırabilir: 1) beklenen enflasyon, 2) fiyat şokları, 3) sürekli bir çıktı açığı.

Beklenen enflasyonun geçmiş enflasyon düzeyiyle bağıntısız nedenlerden dolayı değişebileceğinin farkında olmak önemlidir. Örneğin, Merkez Bankası Başkanı, enflasyonun maliyetli olmadığı kanısındadır ve iki yüzdelik derece daha yüksek bir enflasyon oranını kabul ederse ne olur? Bu durumda muhtemelen hane halkları ve şirketler, Merkez Bankasının ileride enflasyonun iki derece yükselmesini teşvik eden politikalar izleyeceği beklentisi içinde olacaktır. Böylece beklenen enflasyon artacak ve kısa dönem toplam arz eğrisi yukarıya ve sola kayacaktır.

Fiyat şokları: Birkaç petrol sahasının tahrip edildiğini, enerji fiyatlarının aniden fırladığını düşünelim. Bu arz kısıtlanması fiyat şokunun sıçramasına ve kısa dönem toplam arz eğrisinin yukarıya ve sola kaymasına sebep olur.

Sürekli bir çıktı açığı: Bunun, yüksek enflasyona yol açtığını unutmamak önemlidir. Sürekli bir çıktı açığı beklenen enflasyonu tetikleyerek kaymayı sağlar. Çıktı potansiyelin üzerinde veya altında kalmaya devam ettikçe, kısa dönem toplam arz eğrisi kayacaktır.

Toplam arz eğrilerine ve kaymalarına dair bir fikrimiz olduğuna göre, sonraki yazıda toplam talep ve arz analizini gerçekleştirmemizde hiçbir sorun çıkmayacaktır.

Yararlanılan Kaynaklar

Frederic S. Mishkin, Macroeconomics, Second Edition

Mark Skousen, Economic Logic: Macroeconomics, Third Edition

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir