Osmanlı Devleti’nde Askeri Modernizasyon Ve Fransız Uzmanlar (1726-1812)

Yazar: Kubilay Ceylan
Editör: Taha Berk Arslan

Giriş

1606 Zitvatorok Antlaşması ile Osmanlı erkanı, askeri, siyasi, içtimai ve eğitim alanında bozulmaların olduğunu ve bu bozulmaların savaşların kaybedilmesine yol açtığını fark etti. Bu bağlamda devlet erkanı tarafından bozulmanın sebeplerini bulmak ve bu sorunlara çözüm önerileri için ıslahat layihaları kaleme alındı.  17. Yüzyılda yazılan layihaların içeriğine baktığımızda, bozulmanın temel sebebinin Kanın-i Kadim’den sapmadan kaynaklı olduğunu ve bu bağlamda yapılan ıslahat hareketlerinin genel felsefesine bakıldığında Kanun-i Kadim’e dönülmeye çalışıldığını görüyoruz. Fakat 1683 II. Viyana Kuşatmasında alınan bozgun ve beraberindeki Kutsal İttifak Savaşı sonucunda imzalanan Karlofça (1699) ve İstanbul (1700) Antlaşmaları ile Osmanlı Devleti yöneticileri, bozulmaya artık farklı bir perspektiften bakacaktı.

18. Yüzyıl’a geldiğimizde, Osmanlı uleması ve yöneticileri nihayetinde Batı’nın üstünlüğünü kabul ederek, bu durumun sebeplerini öğrenmek ve Avrupa’daki gelişmeleri yakından takip etmek amacıyla Avrupa’nın önemli devletlerinin başkentlerine elçiler gönderildi. Bunlardan en önemlisi Yirmisekiz Çelebizade Said Mehmed Efendi’dir. Orduyu Batı ordularının teknik ve fenni çerçevesinde ıslah etmek için Avrupa’dan yabancı uzman getirilmesi düşünüldü. Bu çalışmanın konusu, ordunun modernizasyonu ve ıslahı çerçevesinde 18. Yüzyılda Osmanlı’ya gelen yabancı uzmanlar ve ordudaki Fransız Ekolü ele alınacaktır.

Comte De Bonneval

Pasarofça Antlaşması (1718) ile Batı ordularının üstünlüğünü net bir şekilde kabul eden Osmanlı Devleti, bu alanda yabancı uzmanlardan yararlanma yoluna başvurmuştur. Bunun için I. Süleyman Dönemi’nden bu yana kadim müttefiki olan Fransa ile ilişkilerini arttırmıştır. III. Ahmet, bir Hugeenot* olan De Rochefort’u çağırtmıştır. De Rochefort, ordunun durumu ve yapılması gerekenlere dair hazırlamış olduğu raporu III. Ahmet’e sunmuştur. Modern ve Batı ilim ve fenni çerçevesinde subay yetiştirecek bir kurum kurulması gerektiğini düşünen De Rochefort’un teklifi reddedildi.

Osmanlı Devleti’nde istihdam edilen yabancılar, ülkeye ya iki devlet arası ilişkiler dahilinde veyahut ülkelerindeki siyasi anlaşmazlıklar sonucu Osmanlı Devleti’ne iltica etmeleri sonucu gelmişlerdir. Bir kısmı ise işçi statüsünde kendi istekleri doğrultusunda gelmişlerdir. Baron de Tott’a kadar gelen yabancı uzmanlar, Osmanlı ordusunda gayrimüslimlere doğrudan söz hakkı verilmediğinden orduda istihdam edilebilmeleri için Müslüman olma şartı vardı. Buna en iyi örnek, Humbaracı Ahmet Paşa olarak bilinen Bonneval Kontu Comte Claude Alexander de Bonneval’dir.

Dokuz Yıl Harbi ve İspanyol Veraset Savaşı sırasında Fransa hizmetinde önce bahriye topçu subayı sonrasında da piyade topçu subayı olan Bonneval, daha sonraları Habsburg İmparatorluğu’na iltica etmiştir. Habsburg Ordusu’ndaki yükselişi, İtalya’da Kont Marsigli’ye karşı aldığı başarı ile başladı. Önce Avusturya Ordusu’nda Feld mareşalliğine, ardından Petervaradin ve Belgrad Kuşatmasında gösterdiği üstün başarılar sonucunda Feldzeugmeister rütbesine ulaşmış ve Avusturya topçu birliklerinin generalliğine getirilmiştir. Nihayetinde Avusturya Harp Şurası olan Hofkriegsrat’a kadar yükselmiştir. Fakat onun Osmanlı macerası, Prens Eugen ile olan anlaşmazlıkları sonucunda Venedik’e sürgün edilmesi ile başlayacaktı. Patrona Halil İsyanı sonucu III. Ahmet’in tahttan indirilmesi sonucu onun İstanbul’a gelmesi 1 sene gecikse de Sadrazam Topal Osman Ağa’nın gayretleri sonucunda 1731’de İstanbul’a gelmiş ve burada İslamiyet’i kabul etti.

İşe ilk olarak Osmanlı askeri sisteminin Fransız ve Avusturya modeli üzerinden ıslah edilmesi gerektiğini anlattığı bir rapor hazırlamak ile başladı. Fakat bu plana göre ordu yapısını ciddi ölçüde değiştirecek ve bu durum da askerin sert tepkisi ile karşılaşılacağı endişesinden ötürü vazgeçildi. Bunun üzerine Bonneval, çalışmalarına topçu sınıfı ile devam etti. Osmanlı ordusunda Humbaracı Ocağı vardı, Humbaracılar ise kalelerde kullanılıyordu. Bonneval, İstanbul’da Batı tarzında modern bir Humbaracı Ocağı kurdu. Humbaracılar ve Topçu sınıfı için gerekli olan cebir, matematik ve geometri dersleri vermek ve modern subaylar yetiştirmek maksadıyla bir Hendesehane kurdurdu. Modern usullerde top ve humbara dökülmesi için yeni bir top dökümhanesi, tüfek fabrikası ve baruthane kurdurdu.

Humbaracı Ahmet Paşa, 1736’da çıkan Osmanlı-Avusturya Harbi’nde topçularını ve humbaracılarını deneme şansı buldu. Fakat ordu içerisinde çıkan anlaşmazlıklar ve Silahdar Mehmed Paşa ile yaşadığı tartışma, onun Kastamonu’ya sürülmesine sebep oldu. Sürgünden döndükten sonra burada talimlerine ve çalışmalarına devam etti ve devlet erkanına Avrupa siyaseti hakkında takrirler sundu. Humbaracı Ahmed Paşa’nın bu çalışmaları, ileride Osmanlı ordusunda istihdam edecek olan Fransız uzmanların çalışmaları için örnek teşkil edecekti.

Baron de Tott

Osmanlı modernizasyonunda hiç şüphesiz III. Mustafa çok önemli bir yer tutar. Osmanlı modernizasyonu için her ne kadar genç düşünse de yeniçeriye tam olarak güvenemediği için düşüncelerini istediği gibi ifade edememiştir. Ordunun batı tarzı ıslahı için Fransa’dan yardım talebinde bulunarak, ıslah hareketlerinde ciddi çalışmalara imza atacak Baron de Tott tayin edilmiştir. 1770’te Çeşme’de ağır bir darbe alan Osmanlı Donanması ve peşinden de Rusların Çanakkale Boğazı’nı zorlamaları üzerine Baron de Tott, boğazların tahkimi için görevlendirildi.

Osmanlı devlet erkanı, 1768-1774 Osmanlı-Rus Harbi’nde ordunun Kartal ve Larga’da aldığı ezici yenilgilerin ardından dikkatini topu sınıfına yöneltti. O sırada İstanbul’da olan Tott, 1771 yılında Kağıthane’de 50 kişi ile yapılan gösteride dakikada 5 mermi atış yapabilmesinin ardından Tott, devlet erkanının dikkatini çekmiş ve III. Mustafa tarafından Topçu sınıfını ve tophanenin yeniden ıslah edilmesi için memur edildi.

Tophanede yaptığı incelemeler sonucu Osmanlıların büyük kalibreli, hantal ve dolayısıyla manevra kabiliyeti düşük olan topların envanterde hatırı sayılır oranda fazla olduğunu gören Tott, Osmanlı ordusunun savaşlarda başarısız olmasının sebebinin bu toplar olduğunu fark etmişti. Zira büyük ve hantal olan bu toplar, seri atış yapamıyor, birkaç atıştan sonra toplar pasif kalıyordu. Ayrıca, manevra kabiliyetleri çok düşük olduğundan, oldukları yerde sabit kalıyorlar ve Rus topçularının açık hedefi oluyorlardı. Nitekim Ruslar topları savaş alanında adeta birer tüfek gibi kullanıyorlardı.

Tott, küçük kalibreli ve seri atış yapabilen Fransız modelli toplar döktürmek için yeni ve Modern bir top dökümhanesi kurdurdu. Ardından, Topçu Ocağı’ndan bağımsız 1773’te 126 nefer ile kurulan Sürat Topçuları, 3 Eylül 1773’te Obert ile talimlere devam etmiştir. Ocak 1774’te III. Mustafa’nın yayınladığı hattı hümayun ile Sürat Topçuları resmiyet kazandı. Ayrıca Süratçilerin ilk nizamnamesi de aynı tarihte yayınlandı. Nizamnameye göre Süratçi Neferatı, 18 takımdan oluşuyor ve her takım 7 kişiden oluşuyordu. Neferatın üniforması ise, kırmızı yelek, yeşil gömlek ve mavi şalvardan oluşuyordu. Antonie Laurent Castellan, (1772-1838) “Moeurs, usages, costumes des Othomasn” (1812) adlı albümünde Süratçi neferatının üniforması kırmızı ceket, mavi gömlek ve mavi şalvar şeklinde tasvir eder.

Süratçi neferatının talimleri sonucunda dakikada 15 mermi atış potansiyeline ulaşıldı. Tott, nihayetinde çalışmalarının sonuçlarını görmek için fırsat elde etti ve Obert komutasında 50 kişilik bir Süratçi grubu, 1774 yılında cepheye gönderilir. Fakat cepheden sadece Obert geri döner. Zira muharebe esnasında neferleri tarafından terk edilmişti. Bu durum üzerine Tott, çalışmalarına son hızla devam etti. Tott’un çalışmaları sadece topçu sınıfıyla sınırlı kalmaz, aynı zamanda Çeşme’de büyük bozguna uğrayan Bahriye’nin ıslahı için de çalışmalara başlar. Mühendishane-i Bahri Hümayun’un kurulmasını sağlar.

Tott Sonrası Yabancı Uzmanlar

Osmanlı Modernizasyonundaki en önemli dönüm noktası hiç şüphesiz I. Abdülhamid döneminde başlar. Nitekim kendisi orduda gayrimüslimlerin emir-komutadaki Müslüman olma zorunluluğunu kaldırmış ve bu sayede ülkeye çok fazla yabancı uzmanın gelmesinin önünü açmıştır. Doğu Akdeniz’deki çıkarları çerçevesinde Osmanlı Devleti’nin güçlü kalmasını isteyen Fransızlar, Osmanlı Devleti ile olan mevcut ilişkilerini askeri yardımlaşmaya da genişleterek Osmanlı Devleti’ne yabancı uzmanlar göndermiştir. Bu sayede bir teknoloji transferi gerçekleşmiştir.

Tott’un orduda istihdam edilmesi ve gayrimüslimlerin orduda istihdamının önünün açılması, sadece Fransa’dan uzmanların gelmesini değil, aynı zamanda da diğer devletlerden de uzmanların gelmesinin önünü açtı. Ordunun ve bahriyedeki ıslahatlarda, Fransızlardan sonra İngilizlerin ve daha sonra da İsveçlilerin de istihdam edildiğini görüyoruz.  Tabi bunun sebebi sadece diğer devletlerin çıkarları değil, aynı zamanda Osmanlıların ordudaki modernizasyonun tekelini tek bir devlet altında bulundurmayı istememesinden kaynaklı.

Osmanlı askeri modernizasyonunda en çok paya sahip isimlerin başında hiç şüphesiz Sadrazam Halil Hamid Paşa gelir. Kırım’ın kaybedilmesi Osmanlı Devleti’ni sosyo-kültürel açıdan son derece etkilemiştir. Kırım’ın geri alınması için Halil Hamid Paşa planlı ve geniş bir ıslahat planı hazırladı. Bununla birlikte zaten kaçınılmaz olan Osmanlı-Rus Harbi için ön hazırlıklar tamamlanacak ve Ruslara önemli darbe indirilecekti.

Tophane-i Amirenin ıslahı için Avrupa’dan yabancı uzmanların getirilmesi teşvik edildi. Bunlardan göze çarpan bir isim ise 1785’te Fransız hükümetinin emri doğrultusunda İstanbul’a gelen Topçu Yüzbaşı Saint­Rémy’dir. St. Remy, modern usullerde top dökümü için gerekli teknik bilgiler vererek top dökümcüleri yetiştirmek için çalışmalarına başladı. İstanbul’a gelirken beraberinde 10 kişilik bir ekip ve 4 pouche (4×27=108 mm) çapında bir top getirmiştir. Amacı, Osmanlı devlet erkanını bu modelde bir top döktürmeye ikna etmektir. Nihayetinde Kaptan-ı Derya Gazi Hasan Paşa’yı ikna etmiş ve kendisinin istediği tarzda daha büyük bir top döküm fırını inşa ettirmiştir. Fakat gerek inşanın gerekenden uzun sürmesi gerekse döküm esnasında yaşanan aksaklıklar, onun Bab-ı Ali’nin gözünden düşmesine sebep olsa da bir müddet daha Osmanlı hizmetinde kalmaya devam etmiştir.

St. Remy, Humbaracıbaşı ile yeni tip toplar dökülmesi konusunda fikir alışverişi yapmış fakat bir türlü ortak bir sonuca varılamamıştır. St. Remy’nin top çizimleri, Humbaracıbaşının çizimlerde yaptığı birkaç değişikliklerle onaylanıp yeniden döküldü. Yine de Nisan 1787’ye kadar Osmanlı hizmetinde top, tüfenk mermisi ve humbaralar dökmeye devam etti. Ocak 1787’de Rus-Fransız saldırmazlık ve dostluk antlaşması çerçevesinde Osmanlı topraklarında bulunan pek çok Fransız uzman ülkelerine geri gönderildi.

Nizam-ı Cedid ve Osmanlı Bahriyesi

III. Selim dönemi Osmanlı modernizasyonunda bir başka dönüm noktalarından. Zira onun döneminde Kanun-i Kadim’den Nizam-ı Alem’e geçişin etkileri önemli ölçüde hissediliyor. III. Selim ordudaki reform çalışmalarının tek bir ülkenin tekelinde olmasının önüne geçmek amacıyla İngiliz uzmanlardan da yararlanma yoluna gitti. İstihdam edilen Fransız subayların ise önemli bir kısmının bahriyede görev aldıkları görünüyor.

Osmanlı bahriyesinin ıslahı konusunda Fransa’dan 1793-1798 seneleri arasında da ikinci bir heyet daha getirtildi. Bu heyet içerisinde ise ünlü gemi mimarı ve mühendisi Jacques Balthazar Brun, kardeşi Brun de Saint-Hyppolite, marangoz Honore Benoit ve onun oğlu, kalafatçı Guez ve delgi ustası Deshuillier’den oluşan 6 kişilik bir heyetten meydana gelmekteydi. Ayrıca Fransa’dan Laffite-Clave, Chabaud de la Tour ve Monnier de Courtois’dir. Bu üç uzman, Osmanlı Devleti’nde istihkam subayı olarak görev almışlardır. Coğrafya ve haritacılık eğitimi vermek için de Eynard, Kauffer ve Poirot görevlendirilmiştir.

Brun, Osmanlı bahriyesi için hazırladığı raporda gemi tamir ve bakım metodunun modern olmadığını, tersanede bunun için bir havuz inşa edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Zira modern havuzlarda yapılan gemi bakım ve tamirleri sayesinde gemilerin ömrünün 40-50 seneye kadar uzadığından bahseder. Bunun üzerine kendisinden havuz projesi için detaylı bir rapor hazırlaması istenir. O dönemde İsveç büyükelçiliğinin baş tercümanı olan Ignatius Mouradgea D’ohsson, bu proje için İsveç’ten uzman bir heyet getirilmesi ve onların da fikirlerinin alınması gerektiğini izah etmiştir. Zira her ülkenin havuz konusundaki metotları farklıydı. D’ohsson’un çalışmaları üzerine havuz inşası için İsveç’ten 1795 yılında Rhode önderliğinde on kişiden oluşan bir ekip getirtildi. Ekipte, gemi mimarı olan Klintberg, Glenburg, Lokrin, Kalgram, Walson, Lungren ve Linmark gibi önemli isimler bulunmaktaydı.

Brun ve Rhode’den havuz inşası konusunda detaylı rapor ve çizimler hazırlamaları istenildi. Brun’un projesi, havuzun denizde yapılası iken, Rhode’n projesi havuzun kuru yapılması şeklindeydi. Her ikisi de raporları sunduktan sonra Rhode’n projesi daha makul ve maliyeti az olduğundan kabul edildi. Bunun üzerine proje İsveçlilere devredildi. Brun ve ekibi ise çalışmalarına gemi inşası ve mühendishanede eğitim vermek için devam etti. Napolyon’un Mısır’ı işgali sonrası Osmanlı hizmetindeki pek çok Fransız uzman sınır dışı edildi. Kaptan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşa’nın ısrarları doğrultusunda Brun, Benoit ve oğlu Osmanlı hizmetinde çalışmaya devam etmeleri sağlandı. Fakat Brun, İstanbul’daki Rus elçisi ile yaptığı görüşmeler sonrasında 1799 yılında Rusya’ya iltica etti. Brun ve Benoit, Osmanlı bahriyesinde irili ufaklı pek çok gemi inşa etmiş ve pek çok mühendis ve subay yetiştirmişlerdir.

Sonuç Yerine

Osmanlı Devleti’nin yöneticileri, 17. Yüzyılda savaşlarda aldığı yenilgilerin üzerine bir bozulmanın olduğunu görmüş ve bu bozulmanın sebeplerini araştırmak ve çözüm önerileri getirmek maksadıyla ıslahat layihaları yazmışlardır. 17. Yüzyıl ıslahat layihalarında bozulmanın temel sebebinin Kanun-i Kâdim’den sapıldığını bozulmanın ancak Kanun-i Kâdim’e tekrar geri dönülürse düzeleceği felsefesi görülmektedir. Bu açıdan baktığımızda ıslahatların genel yapısının kendi içerisinde olduğunu ve dışarıdan bir yardımın olmadığı görülüyor. Fakat ıslahatlar, belirli simalar üzerinden ilerlediği için, bu simalar azledildikten yahut öldükten sonra onların ıslahatları yarıda kalmış ve dolayısıyla ıslahatlar süreklilik kazanmamışlardır.

18. Yüzyıla gelindiğinde, 1715-1718 Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı’ndan sonra 1718’de imzalanan Pasarofça Antlaşması ile birlikte artık Osmanlı Devleti’nde bambaşka bir dönemin başladığı görülmektedir. Artık bu dönem ile birlikte değişmekte olan Batı’ya uyum sağlama zorunluluğu görülmüş ve Batı’nın üstünlüğü kabul edilmiştir. Bununla birlikte yapılması gereken ıslahatların planları buna göre hazırlanmalıydı. Bunun için de Avrupa’dan yabancı uzman getirilmeye başlandı. I. Süleyman Döneminden beri süre gelen Osmanlı-Fransız ilişkileri çerçevesinde Fransa’dan yabancı uzmanlar getirtilmiş ve onların çalışmalarından sıkça yararlanılmıştır. Gelen Fransız uzmanlar genel olarak Topçuluk, bahriye ve kale istihdamında görev almışlardır. Napolyon’un Mısır işgaline kadar olan süreçte gerçekleşen ıslahatların önemli bir kısmında Fransız Ekolü görülmekte olsa da ıslahatların tek bir ülkenin tekelinde kalmaması maksadıyla diğer ülkelerin yabancı uzmanlarından da yararlanılmıştır.

 

Kaynakça

Ahmet Öğreten, Nizâm-ı Cedîde Dâir Askerî Lâyihalar, Ankara, 2014

Baron de Tott, Türkler, İstanbul, 2004

Fatih Yeşil, “Bir Fransız Maceraperestin Savaş ve Diplomasiye Dair Görüşleri: Humbaracı Ahmed Paşa’nın (Kont Alexander Bonneval) Lâyihaları”, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 2011, 205-228

Geza David, “Baron de Tott, François”, TDVİA, C. 5, s. 83-84.

İdris Bostan, Osmanlı Bahriyesinde Modernleşme Hareketleri- Tersanede Büyük Havuz İnşası, 1794-1800, 150. Yılında Tanzimat, (Ed. H. D. Yıldız), Ankara 1992.

Mustafa Kaçar, “Osmanlı Ordusunda Görevli Fransız Subayı Saint-Rémy’nin İstanbul’daki Top Döküm Çalışmaları  (1785­87)”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, V/1, 2003, 33-50

____________, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Askeri Sahada Yenileşme Döneminin Başlangıcı”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, I, (1995), s. 209-225.

Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, İstanbul 1978

Ömer Gezer, Fatih Yeşil, “Osmanlı İmparatorluğu’nda “Sürat” Topçuluğu I (1773-1788): Top Döküm Teknolojisi, Bürokratik Yapı ve Konuşlanma”, Osmanlı Araştırmaları/The Journal of Ottoman Studies, LII (2018), 135-180

_____________, “Osmanlı İmparatorluğu’nda “Sürat” Topçuluğu II (1773-1807): Taktik, Talim, Muharebe Performansı ve Nizâm-ı Cedid”, Osmanlı Araştırmaları/The Journal of Ottoman Studies, LIII (2019), 231-285

Virginia, Aksan, Ottoman Wars, 1700-1870: An Empire Besieged, Londra: Longman 2007.

____________,  Savaşta ve Barışta Bir Osmanlı Devlet Adamı: Ahmed Resmi Efendi (1700-1783), çev. Özden Arıkan, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları 1997.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir