Evren İçin Uyku Vakti!

Yazan: Berat Koçman
Editör: Taha Berk Arslan

Evren

Evren; basitçe, içinde kendimizi var olurken bulduğumuz garip kum havuzumuz. Evimiz. Görüp görebileceğimiz her şeyi kapsayan büyük “organizma”. Bizi doğuran Güneş’imizin büyük büyük büyük annesi. Her şeyimiz.

Her birimizin bu havuzu sevme nedeni başkadır. Kimimiz içindekilerle olan ilişkilerimizden, kimimiz keşfettiğimiz mucizelerine duyduğumuz hayranlıktan, kimimiz ise dışında olana karşı ettiğimiz meraktan pay çıkarırız evreni sevmek adına. Bu güzel ve gizemli mekânda, “primat hesabı” ile, daha uzun yıllar yaşayacağımız bir gerçek. Ancak her güzel şeyin bir sonu vardır. Gelin görelim, evrenimizin kum saatinin dökülen son tanelerinde bizi ne gibi görüntüler bekliyor.

Evrenin sonuna dair senaryolar temelde 3 tanedir; Büyük Soğuma, Büyük Yırtılma ve Büyük Çöküş. Bu senaryoları anlayabilmek içinse şu iki konunun üstünden basitçe geçmek gerekiyor; karanlık enerji ve entropi.

Karanlık enerji, evrenin genişleme ivmesindeki “nedeni belirsiz” artışın kaynağına verdiğimiz isimdir. Bununla birlikte Büyük Çöküş ve Büyük Yırtılma da karanlık enerjinin -öngörülen- gelecekteki davranışlarından yola çıkılarak kurgulanmış senaryolardır. Entropiye gelecek olursak; o da basitçe evrendeki düzensizliğin artması olarak nitlenebilir. Gelelim senaryolara.

Senaryolar…

İlk olarak bahsedeceğimiz senaryo, üçünün arasındaki nispeten en iyimser olanı; Büyük Çöküş. Bu senaryoda varsayılan fenomen, karanlık enerjinin de diğer enerji türleri gibi “harcanırken” azalması. Düşünülen şu ki, evren bir noktada genişleme hızının maksimum noktasını görecek ve bu hız, dolayısıyla karanlık enerji, azalarak kütle çekimine yenilecek. Böylece evrendeki genişleme -tıpkı yukarı atılan topun yere düşmesi gibi- tersine dönerek her şeyi, tüm maddeyi, tüm enerjiyi tek bir noktada sıkıştırana dek küçültecek. Size bir yerlerden tanıdık geldiğine eninim. Evet, bazı fizikçiler bu durumun bir döngü hâlinde olabileceğini ve bizim Büyük Patlama’mızın kaynağının da önceki evrenin Büyük Çöküşü olabileceğini düşünmüşlerdi. “-lerdi” diyorum çünkü bu görüş başta da bahsettiğim üzere en iyimser senaryo olmakla beraber, elimizdeki veriler neticesinde en olasılıksız senaryo olarak gözüküyor. Zira karanlık enerjinin azalmaya meyledip meyletmediğini bırakın, daha onun doğasına dair anlayamadığımız çok şey var. Bu yüzden isterseniz gelin bir sonraki senaryoya geçelim.

Karanlık enerjiye dair…

Karanlık enerjiye dair olan sohbetimiz dolayısıyla yine onunla bağlantılı bir senaryodan gitmek en mantıklısı olacaktır; Büyük Yırtılma. Bildiğiniz üzere evrenimiz bir genişleme hâlindedir. Bu genişlemenin etkisini gösteremediği alanlar da mevcut elbet. Bu etkisizliğe ise kütle çekiminin sebep olduğu aşikâr. Etkisizliğin görüldüğü ilk durak galaksilerdir. Genişlemenin hızı galaksilerin içinde, dışında olduğu kadar etki gösteremez, çünkü içerdiği kütle, kütle çekimi tarafından koruma altına alınmıştır. Senaryomuzun başladığı nokta da burası. Bu senaryo için yapılan tek varsayım, karanlık enerjinin olduğu gibi kalarak evrenin genişleme hızını arttırmaya devam etmesidir. Düşünülene göre, evrenin son anlarına yaklaştıkça genişleme o denli artacak ki artık kütle çekiminin sağladığı stabilizasyon yeterli olmayacak. Bu durumda önce galaksiler kendi içlerindeki dengeyi kaybedecek ve sistemler birbirinden kopacaklar. Ardından aynı kaderi sistemler paylaşacak ve sonunda bu hızlanma öyle bir raddeye gelecek ki evren, ışık hızından daha hızlı bir şekilde genişleyecek. Bu noktadan sonra artık hiçbir parçacık birbiriyle etkileşemeyecek ve evren, sonsuza dek karanlığa gömülmüş olacak.

Son Olarak…

Son senaryomuz pek bir varsayıma sahip olmamakla birlikte, direkt olarak elimizdeki verilere dayandığından ve karanlık enerji gibi hakkında çok şey bilmediğimiz bir fenomenden bağımsız olduğundan en çok kabul gören senaryodur; Büyük Soğuma. Bu senaryomuzda evrenimizin katili entropidir. Temelde ısı dağılımının hat safhaya ulaşıp, atomun enerjisi kalmayıncaya dek ışıyacağını öngörür. Bunun için geçmesi gereken zaman elbette çok çok uzundur. Öyle ki Hawking ışımasını tamamlayan kara delikler bile evrende ölecek olan son oluşumlar değillerdir. Tıpkı Büyük Yırtılma’da olduğu gibi burada da hikayemizin son kahramanları fotonlardır. Kısaca; son atom ışıdığında, son kara delik buharlaştığında; son bilgi sonsuzluğa sürüklendiğinde, evren, var olmanın değerli bir şey olmadığını anlayacak.

Bu senaryoları okumak belki içinizi sıkmış belki sizi üzmüş olabilir ama endişlenmeyin, akrabası olduğunuzu fark edeceğiniz son torununuz dahi bu sonlardan herhangi birini görmekten çok uzak bir zamanda ölmüş olacak. Görünen o ki uzun bir süre daha evrenimizin içinde dilediğimizi yapmakta özgürüz ve yaşayacağız. Bu yüzden dışarı çıkın, köpeğinizi sevin, sevgilinize sarılın ve ailenizle zaman geçirin. Burada yaşayacağınız daha çok macera var!

 

Taha Berk Arslan

Romanın kurucusu ve lejyon eğitmeni yahut dağıtıcısı.Bir bilim insanı ,sanat düşkünü, tarih ilgilisi ve Evrenin Sezar’ı. Kozmosun Genetiğini kurarken tek ve gerçek amacı bilinen dünyayı fethetmekti, başarılı mı dersiniz. İstanbul doğumlu olmakla beraber ruhu evrenin özünde dolanıyor, meraklı ve araştırmacı bir kişilik. Belki de bir tirandır.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir