ECHO VE NARCİSSUS

ECHO VE NARCİSSUS

Echo, Kithairon dağında yaşayan güzel sesli bir dağ-su perisidir. Zeus’un gönlü ne zaman nympelerle[1] vakit geçirmek istese Echo’yu, karısı Hera’nın yanına gönderip O’nu oyalamasını istiyordu. Bu durumu fark eden Hera çok öfkelendi ve Echo’yu cezalandırdı. “ Sesini keseceğim senin, artık sadece son kelimeleri tekrarlayarak konuşabileceksin. Tek başına bir kelime dahi edemeyeceksin.” der ve ondan sonra hiçbir zaman söze ilk başlayan olamadı Echo, sadece son kelimeleri tekrar ederek yaşamaya çalıştı. Bir süre sonra bu duruma alışan Echo kendisine âşık olanlara aldırmayıp, onların aşkını karşılıksız bırakıyordu. Günlerden bir gün ormanda avlanan Narcissus adındaki bir avcıyı gördü ve O’na âşık oldu. Seslenmek, Onunla iletişime geçmek istedi ama Hera’nın lanetinden dolayı bir nefeslik ses dahi çıkaramadı. Bir gün Narcissus ormanda dolaşırken bir ses duydu “Kimse var mı orada?” diye seslendi. Echo “ Burada, Burada” diyebildi sadece. Narcissus sesin nereden geldiğini anlayamadı ve korkarak “Gel” diye seslendi. Kollarını açarak koştu âşık Echo ama Narcissus korkusundan kaçıp gitti. Narcissus’un tavırlarına içerleyen yüreği yaralı kız, Tanrılara yalvardı ve O’nun cezalandırılmasını istedi. Echo o günden sonra kara sevdayla kendi içine kapanarak öldü. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, o güzel sesi ise o kayarlardaki yankılara dönüştü.

Olimpos Dağı’nda oturan Tanrılar bu duruma çok kızdılar ve Echo’nun sevgisini karılıksız bırakan Narcissus’u cezalandırmaya karar verdiler. Her şeyden bi haber olan Narcissus, her zaman yaptığı gibi ormanda avlandıktan sonra biraz soluklanıp dinlenmek için her zaman gittiği nehir kenarına gitti. Nehirde su içmek için eğildiğinde su üzerinde yansıyan kendisini gördü. O da daha önce fark etmediği bir güzellik karşısında adeta büyülendi. Yerinden kalkamadı, Olimpos Dağı’ndaki Tanrıların vermiş olduğu ceza da kendisinden başkasına âşık olamamaktı ama su yüzeyindeki kendi yansımasına âşık oldu. Kendi görüntüsüne âşık olan Narcissus nehirdeki yansımasına bakmadan duramıyordu. Aralıksız olarak nehir üzerindeki yansımasına bakıp o yansımaya şiirler, şarkılar söyleyip ne kadar güzel olduğunu söylüyordu ama yansımam kendisi olduğunun farkına varmadı. Ne yemek için nehir kenarından kalkıyordu ne de su içmek için nehire uzanabiliyordu, tıpkı Echo gibi günden güne eriyordu. Tam da Tanrıların ders vermek istediği bir ceza olmuştu bu durum Nacissus için. Bir gün dayanamadı ve suya uzanıp âşık olduğu varlığa dokunmak istedi. Yavaşça elini nehre uzattı daha sonra bütün vücuduyla nehre sarılmaya kalkıştı. Yansımaya dokunmaya çalıştıkça yansıma sanki ondan uzaklaşıyordu daha fazla yaklaşmak istedi ve böylece nehre düştü. Narcissus yüzme bilmiyordu ve aşık olduğu görüntüyü kaybetmişti. Bu durum karşısında hiç bir şey yapamadı ve yavaş yavaş nehrin dibine doğru çöktü. Herkesin âşık olduğu Narcissus’u her zaman nehir kenarlarında gezinen nehir perileri kurtarmaya geldi. O’nu nehrin dibinden çıkardılar ama Narcissus dayanamıyordu nehre ulaşmak aşık olduğu varlığa dokunmak O varlıkla temas kurmak istiyordu. Nehir perileri O’nu nehri gören yakın bir ağaca bağladılar. Orada nehirdeki kendisini izleyerek tıpkı Echo gibi eriyip gitti ve O öldükten sonra bugün nergis(narcissus pseudonarcissus) olarak bildiğimiz çiçeğine dönüştü.


//cdn2.admatic.com.tr/showad/showad.js

Nergis çiçeğine adını veren Narcissus’un öyküsü hemen hemen her çağda şairlerin esin kaynağı olmuştur. O’nu en güzel anlatanlar arasında da latin şair Ovidius önde gelir. Ovidius, Narcissus ile Echo efsanelerini birleştirerek iki insanın aşk uğruna harcadıkları boşuna çabaları tek bir dram olarak canlandırır. Onun ustaca anlatımından bir kesit; [2]

 

 

Ekho görünce Narkissos’u bir ıssız kırda dolaşırken

Arzu sardı göynünü, düştü gizlenerek izlerinin ardına;

Bir çıranın ucuna sürülmüş yanıcı kükürt

Beni getirilen alevi nasıl kaparsa

Ekho da yaklaştıkça ona daha yakından yanıyordu aşkla.

Kaç kere okşayıcı sözlerle ona sokulmak,

Kaç kere yumuşak dileklerini ona sunmak istedi;

Yaradılışı vermedi izin söze başlamaya,

Bekleyebilirdi ancak sözleri ki onlara cevaplar yollayacak.

Yoldaşlarının sadık sürüsünden ayrılmış genç çocuk

Bağırdı tesadüfen: “Orda kim var?” “Var” diye cevap verdi yankı.

Donakaldı, gözlerini gezdirdi Narkissos etrafa,

Yüksek sesle dedi: “Gel buraya”; Ekho da söylenileni söyledi.

Baktı Narkisssos ne gelen var ne giden “Niçin” dedi “kaçıyorsun benden?”

Ekho da denilenleri yolladı geri ve bu böyle sürdü gitti.

Aldanarak art arda söylenilen sözlerin görünüşüne dedi:

“Burda buluşalım”; cevap veremezdi hiçbir çağrışa

Bundan fazla istekle Ekho, bağırdı: “Buluşalım.”

Kollarını boynuna dolamak arzusuyla, kendi sözleriyle

Kendinden geçmiş, çıkıyordu koşa koşa girdiği ormandan.

Narkissos bir yandan kaçıyor, bir yandan “Elini çek boynumdan.”

“Ölmek yeğdir” diye bağırıyordu “olacaksa senin her şeyim”.

Ekho başka bir şey söylemedi: “Senin her şeyim”.

Kaçtı, ormanlarda saklandı, örttü kızaran yüzünü

Yapraklarla; o günden beri yaşar ıssız mağaralarda.

Kök saldı her şeye rağmen sevgisi yüreğinde, reddedilmesinin üzüntüsüyle

Büyüdükçe büyüdü, zavallı vücudunu dinmeyen kaygılar inceltti,

Kuruttu derisini zayıflık, uçtu gitti göklere

Eğer ondan ayrılabilirsen seninle gidecektir.

Çekemiyordu onu ne ekmek ne uyku kaygusu ordan.

Bakıyordu aldatan hayale doymaz bir bakışla, uzanmış sık çayırlığa

Gözleriyle kendini yiyordu. Ayrıldı ordan bir ara,

Diz çökerek uzattı kollarını ormanlara:

“Var mıdır?” dedi “ey ormanlar daha yaman aşka tutulmuş bir başka seven?

Bilirsiniz, çünkü siz saklanacak uygun bir köşeydiniz âşıklara.

 

Var mıdır? Geçti madem bir sürü asırları hayatınızın,

Ebediyet boyunca böyle eriyip giden biri geliyor mu aklınıza?

Seviyorum, sevdiğimi de görüyorum; fakat erişemiyorum gördüğüme, sevdiğime.

Sevenin kapıldığı hayal ne kadar aldatıcı? Bizi ayıran,

Ne koca deniz, ne bir yol, ne kapıları kilitli surlar;

Bu kadar acı çekmem için aramızda sade bir avuç su var.

O da kucaklanmak istiyor, ne vakit dudaklarımı öpmek için uzatsam

O da ağzını bana yaklaştırmaya çalışıyor.

İnsana tutulur gibi gelir, o kadar küçük ki engel olan aşkımıza.

Kim olursan ol, buraya gel sade. Eşsiz çocuk bana niçin oyun ediyorsun?

Ben seni aradım mı nereye gidiyorsun? Kaçtığın yüzüm değil, ne de yaşım.

Çünkü benden nymphalar bile hoşlanırlar. Bilmediğim bir ümidi vaat ediyorsun

Dost yüzünle. Uzatınca kollarımı sen de bana uzatıyor; gülünce ben, gülüyorsun.

Gözyaşlarını görüyorum ağladıkça; kırpınca ben, gözlerini kırpıyorsun.

Anlıyorum güzel ağzının oynamasından, kulaklarıma erişmeyen sözler söylüyorsun.

Anlıyorum, o benim, aldatmıyor beni artık hayalim.

Tutuşturan da ben, yanan da. Kendime olan sevgimle yanıyorum.

Ne yapayım? İsteneyim mi? İsteyeyim mi? İsteyecek ne kaldı artık?

Beni yoksul ediyor varlığım; arzuladığım benimle.

Ayrılabilsem vücudumdan; garip bir dilek seven için ama,

Sevdiğim uzak olsa keşke. Kemirsin artık gücümü acı,

Ve geldi son günleri ömrümün, göçüyorum hayatımın baharında.

Ölüm gelmeyecek bana ağır dinecekse acılarım.

Vücudunun özü kuvveti. Bir ses, bir avuç kemikti ondan arta kalan;

Söylerler sonradan kemiklerinin taşlaştığını, ses kaldığını.

O günden beri ormanlarda gizlenir, görünmez artık dağlarda;

Onu herkes işitir, yaşayan sade bir ses var onda.

Başından savdı nymphaları, dalgalardan ve dağlardan doğanları da;

Başından savdı delikanlıları da. Yalvarır günün birinde

Hor gördüklerinden biri kaldırarak ellerini göğe

“Bırak sevsin bizim gibi, bizim gibi sevdiğine erişemesin.”

Bu haklı dileği yerine getirdi Ramnus’lu.

Berrak bir pınar vardı, dalgalarında gümüşler oynaşır,

Ona ulaşan ne bir çoban, ne otlayan bir keçi, ne bir sürü,

Ne vahşi bir hayvan, ne ağaçtan düşen bir dal;

Tek bir kuş bile yoktu onun sükûnunu bozan.

Çevresinde en yakın suyla beslenir bir çayır,

Ve oranın güneş ışığıyla ısınmasına engel olan orman.

Pınar ve yerin güzelliği çeker onu kendine,

Uzanır Narkissos av yorgunluğu ve sıcağın verdiği ağırlıkla yere.

Gidermek istersen susuzluğunu, artıyordu bir yandan susuzluğu;

İçtikçe suya vuran güzelliğine hayran,

Seviyordu tensiz bir hayali, vücut sanıyordu sulardakini.

Donakaldı Paros mermerinden bir heykele benzeyen o aynı yüzle

Kımıldamaksızın, bakıyordu kendine kendi şaşkın şaşkın.

Bakıyordu önünde duran ve bir çift yıldızı andıran gözlerine,

Bacchus’a, Apollon’a yaraşır saçlarına,

Tüysüz yanaklarına, fildişinden boynuna,

Parlak, kardan bir beyazla karışan rengine, alımına ağzının,

Bakıyordu hayran hayran topuna, kendine bu görülmezlik güzelliği sunanların.

Bilmeden kendini arzuluyor, severken onu kendini seviyor,

İsterken kendini istiyordu, içini yakan ateşi tutuşturan da kendiydi.

Kaç kere faydasız öpücükler sundu aldatan pınara.

Suların ortasında gördüğü boynuna kollarını dolamak arzusuyla

Ellerini kaç kere daldırdı, boşa kavuştu kolları sularda.

Neyi gördüğünü bilmiyor, fakat yanıyordu onunla,

Gözlerini aldatan hayal onu coşturuyordu.

Ey saf çocuk, neden bir kaçan hayal peşindesin?

Yok hiçbir yerde dilediğin; sen hele bir dön bak nasıl kaybolacak.

Gördüğün o, gölgesi suya vuran şeklin aksidir.

Onun olan hiçbir şeyi yok; seninle geldi, seninle kaldı,

Sevdiğim daha ömürlü olsun dilerim.

Ve şimdi can verelim ikimiz bir solukta”.

Dedi, kendinden geçmiş, aynı yere seyre döndü.

Dalgalandı sular yaşlarla, geri gelen hayal

Karardı gölün oynamasıyla. Görünce gittiğini uzaklara

Bağırdı: “Nereye gidiyorsun? Bırakma beni.” Taş yürekli, seveni

Yalnız koma. “Madem bırakmıyorsun dokunmama, hiç olmazsa

Doya doya bakayım, yiyecek bulayım sürüp giderken sonu acı çılgınlığım

Dertlenerekten gömleğini baştan aşağı yırttı,

Çıplak göğsüne vurdu mermer yumruklarıyla.

Döğdüğü göğsü bezendi gül kırmızıyla,

Nasıl erguvan rengi alır renk taneleri olmamış bir salkımın,

Ve bir yanı beyazken bir yanı kızaran elmaların.

Görünce suya dönen onları dalgalarda,

Daha fazla duramadı; zayıf bir ateşle nasıl erirse sarı balmumu,

Ve ısınır da sabah yağan kırağı güneş ışığıyla nasıl yok olursa.

Aşkla incelen o da gizli bir ateşle için için eridi ve yok oldu gitti.

Kalmadı artık ne kırmızıya çalan beyaz teni, ne diriliği, ne kuvveti.

Ne göz alan onlar, ne de Ekho’nun vaktiyle sevdiği vücut.

Her ne kadar küskün ve geçenleri hatırlıyorsa da acıdı gene ona;

Zavallı çocuk “Ah” diye bağırdıkça her defasında

Çınlayan sesiyle tekrar ediyordu “Ah”.

Elleriyle o kollarını yumruklarken çıkan sesleri geri yolluyordu Ekho.

Şunlar oldu son sözleri gözlerini ayırmadan sulara bakan Narkissos’un:

“Ey boş yere sevdiğim çocuk”; yer tekrar iletti dediklerini.

“Elveda” deyince o, bağırdı Ekho: “Elveda”.

Yorgun başını dayadı sık çayırlığa,

Ölüm kapadı efendilerinin güzelliğine hayran gözlerini.

Hala bakıyordu kendine, yeraltına göçtükten sonra bile;

Bakıyordu Styks sularına. Döğündüler bacıları Naıas’lar

Kesik saçlarını yanı başına koydular; döğündüler Dryas’lar

Ekho da katıldı onlara, tam sedyeyi, odun yığınını, titreyen meş’aleleri

Hazırladılar, vücut yoktu hiçbir yerde, yerinde sarı göbeğini

Beyaz yaprakların kucakladığı bir çiçek buldular.

 

 

 

Mitolojik efsanelerin bir yansıması olarak , “Narkissizm” tabiri, Nackle tarafından psikiyatri nomenklatürüne girmiştir. Bir taraftan “kendine saygı” gibi çok olumlu bir kavramın temelinde bulunduğu gibi, diğer taraftan da “âşık olan ile olunanın tek bir kişide toplanması” eklinde tarif edebileceğimiz, “kişinin kendine âşık olması” durumudur.[3]

Narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi göstermeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı Narcissus gibi erirler, çökerler. Bugün adlandırdığımız çoğu bitki, durum, davranışın temelinde aslında mitolojik bir hikaye yatıyor. Siz de iyi bir çocuk olursanız belki bir gün şirinleri görebilirsiniz bu sayede. Mitoloji ile kalın…

 

KAYNAKÇA;

[i]

[ii]

 

[1] Yunan mitolojisindeki küçük tanrıçalar, periler. https://www.theoi.com/greek-mythology/nymphs.html

[2] Tercüme Degisi, sayı 75, 19 Mayıs 1944. Çeviren: Can Yücel

[3] Dinçmen, Kriton(1997), Psikiyatri ve Mitos (İstanbul: Eti yayınları), 96  (PDF olarak da buradan ulaşabilirsiniz: https://tr.pdfdrive.com/psikiyatri-ve-mitos-kriton-din%C3%A7men-e117486678.html)

 

[i] Erhat, Azra (1972), Mitoloji Sözlüğü (İstanbul: Remzi Kitapevi)

[ii] Suad, Adem (2014), Mitolojik Aşk Efsaneleri (Ankara: Tutku Yayınevi)

Rıdvan Açıkgöz

Anadolu'nun bağrından kopup geek kültürüne kendisini kaptıran; mitoloji, bilim-kurgu hayranı bir genç.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir