III. Selim Dönemi Bahriye’deki Yabancı Uzmanlar

Yazar: Kubilay Ceylan
Editör: Taha Berk Arslan

Giriş

Osmanlı Devleti, XVIII. Yüzyılda Batı’nın üstünlüğünü kabul etmiş ve bu çerçevede bir takım ıslahat faaliyetlerine girmişlerdi. Bu ıslahatların ağırlık merkezini askeriye oluşturuyordu. Bu yüzyıldaki ıslahatlarda devlet, Batı teknolojisinden yararlanmak için yabancı uzmanlar getirdiler. III. Mustafa döneminde getirtilen Macar asıllı Fransız subayı olan Baron de Tott buna en iyi örneklerden birisidir.

1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında gerçekleşen Çeşme Baskını neticesinde Osmanlı Donanması çok büyük bir kayıp vermiş ve bu durum, bahriyedeki bozulmayı gün yüzüne çıkarmıştı. Bunun üzerine III. Mustafa, Baron de Tott’u bahriyenin ıslahı konusunda da görevlendirmiş ve Kapudan Paşa Cezayirli Gazi Hasan Paşa ile Baron de Tott önderliğinde birtakım ıslahatlar başlatıldı. Baron de Tott’un çalışmaları neticesinde donanmada en önemli eksiğin nitelikli subay eksikliği olduğu tespit edilmiş ve bu durum üzerine de subay yetiştirmek için Tersane Hendesehanesi kuruldu. 1784 senesinde ise, bu okul genişletilerek Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adı altında tekrar faaliyete geçti.

III. Selim döneminde gerçekleştirilen Nizam-ı Cedid faaliyeti sırasında III. Selim bahriyenin de ıslah edilmesi gerektiğini çok iyi bildiğinden, Fransız elçisinden tavsiye alarak, bir yabancı uzman getirtilmesini istemiştir. Bahriyede incelemelerde bulunmak üzere M. Bonneval adında bir uzman gelmiş ve 1784 senesinde bir rapor hazırlamıştır. Bu tarihten 8 yıl sonra İstanbul’a gemi inşa mühendisi Brun önderliğinde yeni bir heyet daha geldi. Brun’un incelemeleri neticesinde gemilerin bakımı için bir havuz inşa edilmesini tavsiye etti. Fakat araya İsveç baş tercümanı olan Ignatius Mouradgea D’ohsson’un devreye girmesiyle İsveç’ten de bir heyet getirtilmesi kararlaştırıldı.

İsveç’ten gelen ekibin havuz konusundaki fikirleri Fransızlar ile ortak değildi. Bu çalışmada ise, III. Selim döneminde bahriyede çalışan yabancı uzmanların çalışmaları ve havuz inşa projesi ele alınacaktır. Çalışmanın ilk kısmında bahriyedeki ıslahat çalışmaları ele alınacaktır. İkinci kısımda ise havuz inşası incelenecektir. Bu çalışmada birincil kaynak olarak, İdris Bostan’ın Osmanlı Bahriyesinde Modernleşme Hareketleri 1 Tersanede Büyük Havuz İnşası (1794-1800) ile Osmanlı Bahriyenin Modernleşmesinde Yabancı Uzmanların Rolü (1785-1812) adlı çalışmalarında yayınladığı arşiv belgeleri ile, Cabi Tarihi ve Nuri Tarihi kullanılmıştır.

1) Bahriyedeki Islahat Çalışmaları

1.a) Donanmanın Durumu

Osmanlı Donanması, XVIII. Yüzyıla gelindiğinde eski gücünü kaybetmiş durumdaydı. Nitekim bu durum, yüzyılın başlarında yapılan ıslahat girişimlerinden de anlaşılabilir. İdris Bostan’ın naklettiğine göre, “Tersane-i Amire’de gemiler önceleri, çeşm veya göz denilen yerlerde ve karada inşa edilmekteydi. Bu ise, inşası biten geminin suya indirilmesi ve tamiri gerekenlerin kızaklara çekilmesi gibi güç bir işi gerektiriyordu. Ayrıca kalyonlar inşa edildiklerinde suya indirilirken kıç kısımları ağır geldiğinden büyük bir hızla suya oturuyor ve çökmek suretiyle önemli zarara uğruyorlardı.” Bu durum bize, gemi inşa ve bakım tekniğinin Batı’dan geri olduğunu gösterir. Bu durumun farkına varan Osmanlılar, konuyla ilgili yabancı uzmanların fikirlerine önem vermeye başlamış ve onlara bazı görevler vermişlerdir.

İlk başlarda Fransa ile olan dostane ilişkiler sayesinde Fransa’dan gemi inşa mühendisleri getirtilmiş fakat Napolyon’un Mısır’ı işgali sonucu ülkedeki pek çok Fransız subay sınır dışı edilmiş ve bahriyeye İsveçli mühendisler atanmaya başlanmıştır. Daha sonraki dönemlerde ise, Amerikalı ve İngiliz subaylar da görevlendirilmiştir. Donanmadaki bozukluk, 1770 Çeşme Baskını ile daha net bir şekilde gün yüzüne çıkmıştır.

1.b) Çeşme Deniz Faciası ve Islahat Hareketleri

1764-1778 Osmanlı-Rus Harbi sırasında Ruslar, Danimarkalı ve İngiliz amirallerinin yardımı sayesinde Baltık’taki donanmasını Cebel-i Tarık Boğazından geçirerek Akdeniz’e girmiş ve bu sırada Çeşme’de demirleyen Osmanlı Donanması’na ani bir baskın düzenleyerek donanmanın tamamına yakınını yakmışlardır. Bu facia, Osmanlı tarihinde İnebahtı Faciasından sonraki ikinci büyük faciasıdır. Bu olay üzerine Osmanlılar, bahriyede de ıslahat yapma gerekliliğini anlamışlar ve bir takım ıslahat faaliyetlerine girişmişlerdi. (ıslahat)

Kapudan Paşa Cezayirli Halil Hamid Paşa ve Sadrazam Halil Hamid Paşa’nın çabaları sonucunda III. Mustafa, o sırada ordunun ıslahı için çalışan Macar asıllı Fransız subayı olan Baron de Tott’u, bahriyedeki ıslahat hareketleri için görevlendirdi. Bu sırada, Halil Hamid Paşa ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın gayretleri sonucunda önce 1773 yılında Mekteb-i Riyaziye adında bir matematik okulu ardından da 1776 yılında Tersane Hendesehanesi kuruldu. 1784 yılında ise, Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adı altında yeniden faaliyete geçti.

2) Bahriyedeki Yabancı Uzmanlar

2.a) Fransız Uzmanlar

Bahriyenin ıslahı için gelen ilk uzmanlar, Fransa ile olan dostane ilişkiler neticesinde Fransızlar olmuştur. İstanbul’a, 1784-1788 yılları arasında 9 kişilik bir heyet getirtildi. Bu heyet, gemi mimarı olarak görev yapan Le Roy ile onun kalfası Durest başta olmak üzere iki adet ustabaşı ve iki adet usta olmak üzere dört marangoz, bir delgi ustası, biri ustabaşı ve biri usta olan iki kalafatçıdan meydana gelmekteydi.

1793-1798 seneleri arasında da ikinci bir heyet daha getirtildi. Bu heyet içerisinde ise ünlü gemi mimarı ve mühendisi Brun de Sainte-Catherine (asıl adı Jacques Balthazar Brun de Sainte-Catherine’dir), kardeşi Brun de Saint-Hyppolite, marongoz Honore Benoit ve onun oğlu, kalafatçı Guez ve delgi ustası Deshuillier’den oluşan 6 kişilik bir heyetten meydana gelmekteydi. Tabi bu sırada bir heyet halinde olmasa da bireysel olarak getirtilen bazı uzmanlar da olmuştur. Bunlardan bazıları da şu şekildedir, Laffite-Clave, Chabaud de la Tour ve Monnier de Courtois’dir. Bu üç uzman, Osmanlı Devleti’nde istihkam subayı olarak görev almışlardır.

Coğrafya ve haritacılık eğitimi vermek için de Eynard, Kauffer ve Poirot görevlendirilmiştir. Osmanlı Devleti’nde görev alan Fransız uzmanlardan Benoit ve oğlu harici (Kapudan Paşa Küçük Hüseyin Paşa’nın ısrarları sayesinde bu iki uzman hariç tutulmuştur) çoğu uzman, Napolyon’un Mısır’ı işgali sonrası sözleşmeleri feshedilip ülkelerine gönderilmişlerdir. İstanbul’daki Rus elçisinin çabaları sonucunda Brun de Sainte Catherine ise, ailesi ile birlikte Rusya’ya iltica etmiştir. Tabi buradaki en büyük etmen, Rusların Osmanlıların içeride tam olarak neler yaptıklarını öğrenmek istemeleri olmuştur.

2.b) İsveçli Uzmanlar

Osmanlı-İsveç arasında 1737’de imzalanan ticaret antlaşması, aslında iki ülke arasındaki ittifakın başlangıcıydı. 1788’de ise, iki devlet arasında Rus tehdidine karşılık bir ittifak gerçekleşti. Bu ittifak çerçevesinde Osmanlılar, İsveçli uzmanlardan da yararlanma yoluna gittiler.

Ignatius Mouradgea D’ohsson’un çabaları neticesinde 1789 senesinde Roslenblad ve Rauchot, İstanbul’a davet edildi. 1 sene gibi bir sürede bahriyede görev alsalar da 1790 yılında İsveç’in Rusya ile yaptığı barış antlaşması ile ülkelerine geri dönmek zorunda kaldılar. Fakat 1795 yılında Rhode önderliğinde bir ekip getirtildi. Ekipte, gemi mimarı olan Klintberg, Glenburg, Lokrin, Kalgram, Walson, Lungren ve Linmark gibi önemli isimlerin olduğu on kişilik bir uzman heyet bulunmaktaydı.

Napolyon’un Mısır’ı işgali sonrasında İstanbul’dan gönderilen Fransız subaylardan sonra bahriyenin ıslahı için Osmanlılar İsveçli uzmanlar ile devam etmişlerdir. Zaten İsveçli subayların getirtilmelerinin esas sebebini, Fransız İhtilali sonucunda Fransa’nın pek de dostane olmayan tavırları oluşturur.


III. Selim döneminde bahriyenin ıslahı için getirtilen bu yabancı uzmanların görev alanları; subay eğitimi, tersanenin modernizasyonu, gemi inşa tekniği olarak üç ana kategoriye ayrılabilir. Bu çalışmada ise tersanenin modernizasyonu çerçevesinde yapılan havuz inşası ele alınacaktır.

Yabancı uzmanların İstanbul’da nerede ikamet edecekleri, kıyafet konusundaki ihtiyaçları ve en önemlisi de bu uzmanlara sağlanan maaş meselesi, Osmanlılar için ayrı bir problem olmuştur. Nerede ikamet edecekleri problemi, İstanbul’da bulunan kendi elçileri sayesinde çözüme kavuşturulmuştur. Yabancı uzmanlar kılık kıyafet konusunda serbest bırakılmışlardır.

Hazineden yabancı uzmanların ödenekleri için ayrı bir bütçe oluşturulmuş ve bu bütçeden ödenmiştir. İsveç’ten gelen on bir kişilik ekibe, aylık toplam 3000 guruş idi. “Rode’ye 400 guruş, derya ofiçiyali üç kişiye 350’şer guruş, gemi inşası ikinci mimarına 310 guruş, gemi donatıcısı ve topçusuna 200’er guruş” uzmanlar, Osmanlı bahriyesinde pek çok subay yetiştirmişler ve tersanede inşa ettikleri pek çok gemileri kendi ölçülerine göre inşa ettirmişlerdir. Uzun bir süre de bu ölçüler kullanılmıştır. İsmail, Çakır Ali, Fidanoğlu Mehmed, Kadaş Alim, Molla Mustafa gibi pek çok gemi inşa mühendis ve mimarı yetiştirmişlerdir.

3) Tersanedeki Havuz İnşası

Tersanenin modernizasyonu çerçevesinde yapılan ıslahat hareketlerinde gemilerin çağdaş bakım teknikleri ile bakımlarının yapılması için Fransız uzmanlarından Brun, tersanede bir havuz inşa edilmesi fikrini ortaya sunmuştur. Nitekim tersanede yapılan bir geminin ortalama ömrü 15 sene kadardı fakat Avrupa’da havuz tekniği sayesinde gemilerin ömürlerinin 40 seneye kadar çıktığı söylenmişti.

Mahmud Raif Efendi ise, İngiltere’deki havuzlarda bakımı yapılan gemilerin 60 seneye kadar dayandığını söylemiştir. Bu durum üzerine Osmanlılar Brun’dan havuz hakkında bir rapor hazırlanmasını istemişlerdi. Fakat havuz için Brun’un öne sürdüğü bütçenin bir hayli fazla olması, Osmanlıları bu projeden vazgeçirmişti. Fakat III. Selim’in tersanenin ıslahı konusundaki ısrarı, projeyi tekrardan gün yüzüne çıkardı. Bu esnada Ignatius Mouradgea D’ohsson devreye girerek İsveç’ten havuz inşası konusunda uzmanların da getirilmesini sağlamıştır. İsveç’ten bu amaç doğrultusunda getirtilen heyet, derhal tersanede havuz için uygun yer aramaya başladılar.


Havuz konusunda hem Fransız mühendislerin hem de İsveçli mühendislerin fikirleri farklıydı. Dolayısıyla her iki taraftan detaylı bir rapor hazırlamaları istendi. Fransızlar havuzun denizde yapılmasını teklif ederlerken, İsveçliler ise havuzun karada yapılmasını teklif ediyorlardı.

Mühendisler, Ekim 1796’da hazırladıkları raporları sunmuşlar ve Bab-ı Ali ise her iki raporu da incelemeye başlamışlardı. İsveçliler raporlarını sunarken aynı zamanda İsveçli Hallen tarafından ne şekilde bir havuz inşa edileceğine dair bir de havuzun planını çizmiş ve maketini yaparak sunmuşlardı.

“İsveçli mühendislerin görüşü, kazılacak yerden çıkacak suyu boşaltmak mümkün olursa havuzu karada sandıksız yapmaktı. Bu takdirde bina sağlam olacak ve daha az masrafla gerçekleşecekti. Fransızların görüşü ise, havuzu denizde, sandık içinde yapmaktı. Ancak bu taktirde de inşaat pahalıya olacaktı. Çünkü havuzun uzunluğu 100, genişliği 50 ve derinliği 14 zira olması planlanıyordu. Temeli su içinde kalacak binanın dayanıklılığı konusunda ise Osmanlı bina uzmanları şüpheli idiler. Bu sebeple Fransızlardan önce, İsveçli mühendislerin eni-boyu 24’er zira olacak bir havuz için tecrübe çalışmalarına başlamaları kararlaştırıldı.”

Burada, Osmanlılar projeyi İsveçlilere vermesinin iki temel sebebini çok rahat görebiliriz. İlki Osmanlılar Fransızların sundukları tekniğin çok pahalıya mal olması (ki Osmanlıların mevcut ekonomisi düşünülünce İsveçlilerin tekniği daha cazip geliyor), ikinci olarak da binanın denizde dayanıklı olup olamayacağı konusundaki şüpheler. Zira Fransızlar bu konuda da Osmanlılara bir teminat vermemişlerdi. Haliyle, hem İsveçlilerin yapacakları havuz konusunda maket ve çizdikleri planı sunmaları, hem İsveçlilerin tekniğinin daha az maliyetli olması hem de dayanıklı olması konusunda verdikleri teminat, ihalenin İsveçlilere kalmasında önemli etken olmuştur.


Havuz inşası için bazı birtakım denemeler ve incelemeler başlanmış ve denemelerde alınan olumlu sonuçlar sonrasında da havuz inşasına başlanılmıştır. İsveçli mühendis Rhode, bu denemeler esnasında bazı sebepleri öne sürerek İsveç’ten havuz inşası konusunda ilave uzmanların getirilmesini istemiş ve İsveç’ten ek uzmanlar daha getirilmiştir.

Proje İsveçli uzmanlara kalınca Fransız uzmanlar gemi inşa ve subay yetiştirme konusundaki ıslahatlara yöneldiler. Brun’un tavsiyeleri sayesinde tersanede inşa edilen gemilerin denize indirilmesi esnasında alınan azami zarar, asgari düzeye düşürüldü. Şöyle ki, Brun, “kalyonların sadece top lombarlarına kadar karada inşa edilmesini ve suya indirildikten sonra üst kısımlarının tamamlanmasını tavsiye etti.” Brun’un görev aldığı süre zarfı boyunca tersanede inşa edilen 9 kalyon, 8 firkateyn ve 6 adet korvet Brun tarafından bizzat yapılmış ve hatta bu gemilerde kendi mührü dahi vardır.


Havuz inşası 4 Şubat 1797’de başlamış ve Mayıs 1800’de inşaat tamamlanmıştı. Havuz inşası için başlarda İrad-ı Cedid hazinesinden 1000 kese akçe ayrılmıştı. Fakat inşaat sırasında bu miktar yetmeyince, III. Selim’in emri ile masrafların karşılanması için gerekli ödemelerin yapılması sağlandı. İnşaatın bitiminde harcanan toplam mikdar 1487 kese açke ve 484.5 guruş olduğu tespit edilmiştir.

İnşaat tamamlandıktan sonra Rhode haricinde diğer İsveçli uzmanlar ülkelerine dönmeyi istediler. Ülkelerine dönmek isteyenlere 2000’er guruş yol harçlığı verilmiş ve ülkelerine dönmelerine izin verilmiştir. Havuzun tamamlanması ile birlikte donanmadaki gemilerin bakımları artık bu havuzda gerçekleşmiş ve nihayetinde istenilen sonuç elde edilmiştir.

Osmanlı Devleti’nde yapılan bu havuz, bundan sonra yapılacak 2 diğer havuza da örnek olmuş ve ölçüleri de ilk havuzdan esinlenilerek yapılmıştır. Tersane-i Amire’de toplamda 3 farklı havuz bulunmaktadır ve her birisi numaralandırılmıştır. İlk havuz’a 3 nolu havuz, ikinicisine 2 nolu havuz ve sonuncusuna da 1 nolu havuz adı verilmiştir. Bu havuzlar hali hazırda günümüzde de kullanılmaktadır.

Sonuç Yerine

Osmanlılar 1770 yılında gerçekleşen Çeşme Faciası’ndan sonra yapılan bu ıslahatlar, donanmayı eskisinden daha da güçlü hale getirmiştir. Bu çalışmada ele alınan havuz inşası, tersanenin modernizasyonu konusunda yapılan en önemli ıslahatlardan birisidir. Nitekim önceleri gemilerin bakımları için denizdeki gemiler kızaklar yardımıyla karaya çıkartılıp tekrar bakımı yapıldıktan sonra denize indirme süreci hem çok daha uzun hem de çok masraflıydı.

Aynı zamanda da gemiler denize indirilirken ki süreçte gemiler yine hasar alıyordu. Bu durum, gemilerin ömrünün 15-20 sene olmasına sebep oluyordu. Fakat Fransızların önerdikleri havuz teklifi ve İsveçlilerin inşa ettikleri havuz tekniği sayesinde donanmadaki gemilerin ömrü 40-45 seneye çıkmıştı. Nitekim bakımları daha kolay yapılabiliyordu. Yabancı uzmanların Osmanlı bahriyesinde görev almaları sayesinde Osmanlı bahriyesinde yeni bir dönem başlamış ve eski usul yöntemler bırakılarak, çağdaş Batı teknikleri kullanılmaya ve daha nitelikli mühendis ve denizciler çıkmaya başlamıştır.

 

Kaynakça
Arşiv Belgeleri
BOA, Cevdet Bahriye. nr. 2663.
Vakayinameler
Cabi Ömer Efendi, Cabi Tarihi (Tarih-i Sultan Selim-i Salis ve Mahmud-ı Sani), (Haz. Mehmet Ali Beyhan), Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2003.

Halil Nuri Bey, Nuri Tarihi, (Haz. Seydi Vakkas Toprak), Türk Tarih Kongresi, Ankara, 2015.

Araştırma Eserler ve Makaleler
Aktepe, M. Münir, “Çeşme Vakası”, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 8, s. 288.

Bostan, İdris, “Osmanlı Bahriyesinde Modernleşme Hareketleri I: Tersane’de Büyük Havuz İnşası (1794-1800)”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt VII, Sayı 142, 1990, s.70.

Bostan, İdris, “Osmanlı Bahriyesinin Modernleşmesinde Yabancı Uzmanların Rolü (1785-1819)”, Beylikten İmparatorluğa Osmanlı Denizciliği, 2006, s. 178-182.

Beydilli, Kemal, “Mühendishane-i Bahr-i Hümayun”, TDV İslam Ansiklopedisi, 2006, Cilt 31, s. 514.

Gencer, Ali İhsan, Bahriye’de Yapılan Islahat Hareketleri ve Bahriye Nezareti’nin Kuruluşu (1789-1867), Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2001

Panzac, Daniel, Osmanlı Donanması (1572-1923), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, (Çev. Ahmet Maden, Sertaç Canpolat), İstanbul, 2018

Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi (Nizam-ı Cedid ve Tanzimat Devirleri 1789-1856), Türk Tarih Kurumu, Cilt V, Ankara, 2017.

Shaw, Stanford J., “Selim III and Ottoman Navy”, Turcia, 1969, Paris, s. 216.

Shaw, Stanford J., III. Selim Eski ve Yeni Arasında: Sultan III. Selim Yönetiminde Osmanlı İmparatorluğu (1789 – 1807), Kapı Yayınlar, İstanbul, 2008.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir