Üçüncü Haçlı Seferi- Aslan Yürekli Richard ve Doğu

lionp1bYazar: Kürşad Görgen
Editör: Taha Berk Arslan

Aslan Yürekli İngiltere Kralı olabilir ama doğuştan İngiliz değildir. Anadili Eski Fransızca idi ve Anjou ile Akitanya soyundan geliyordu. İngiltere Kralı Henry II ve Akitanyalı Eleanor’un oğlu olarak 8 Eylül 1157’de Oxford’da doğmuştu. Aile bağları açısından tarihte iz bırakacağı kesindi ama geniş Angevin toprakları üzerinde hak sahibi değildi, bu toprakların sahibi tarihe Genç Henry adıyla geçen ağabeyi idi. ( Richard Richard )

Başlangıçta Richard bir komutan değil bir subay olarak eğitildi. Bununla beraber, on ikinci yüzyıl şartları göz önüne alınırsa çocuk ve genç ölümleri yüzünden beklentilerde değişiklik olabilirdi. Çocukluğunda Richard’ın Akitanya ile bağları vardı. İngiltere tahtına geçmesi beklenmediğinden ve belki de annesinin etkisiyle Fransanın güneybatısını yönetmesi bekleniyordu.

1169’da Richard Fransız Kralı Louis VII’e bağlılık yemini etti ve 1172’de on beş yaşında iken resmen Akitanya Dükü oldu.(aynı zamanda Poitou kontu). Richard 1169’da Kral Louis’in kızı Alice ile evlenerek Angevin ve Capet hanedanları arasındaki karmaşık ilişkide daha fazla yer almış oluyordu. Öte yandan prenses o andan itibaren Richarddan çok Kral II. Henry’nin sarayında yaşadı ve söylentiye göre metresi oldu.

Akitanya Fransanın en bereketli ve kültürlü bölgelerindendi. Müzik, şiir ve sanat merkeziydi. Richard bu ortamdan fazlasıyla etkilenmiş olmalı ki, genç müzisyenlerin hamisi olmuştur ve kendisi de şarkı söylemeyi, şarkı sözü ve şiirler yazmayı çok severdi. Aynı zamanda Latinceyi çok iyi bilirdi. Dükalığı Charlemagne zamanında İspanyada müslümanlara karşı yürütülen savaşlara verdiği destek ile ünlenmişti.

Tüm bu gelişimlere rağmen Akitanya yasadışı olayların ve içsavaşın geliştiği bir merkezdi. Burada topraklarına ve bağımsızlığına son derece düşkün, güçlü Lusignan ailesi gibi insanlar yaşamaktaydılar. Richard böylesine karmaşık bir bölgeyi son derece ustalıkla yönetti. 1170 ve 1180’lerde sadece ayaklanmaları bastırarak istikrarı sağlamakla kalmadı, Touluse eyaletinden de toprak kazanarak dükalığının sınırlarını genişletti. Bu girişimler Richard’a büyük askeri deneyim kazandırdı. Meyvelerini ise alacaktı.

h11_tabRichard aynı zamanda çağının bölücü politikaları ile de baş etmek zorundaydı. İlk yıllarda Angevin’lerin içindeki iktidar kavgalarından nasibini aldı. Bu dönemde Henry II oğullarının ve karısının gittikçe artan gücüne karşı kendini savunurken Richard ve kardeşleri de birleşerek angevin toprakları üzerindeki hakları için mücadele verdiler. 1173’te Richard kardeşleri ile birlikte bir ayaklanma başlattı.  1183’te ağabeyi Henry bir ayaklanma sırasında ölünce Richard tahtın varisi olmuştu.

Bu durum Richard’ın daha fazla entrikaya ve saldırıya uğramasına yol açtı, zira Henry II Akitanyaya sahip çıkmak ve Angevin topraklarını küçük oğlu John’a vermek niyetindeydi. Richard bunları engelleyemediyse bile 12. Yüzyılın en kurnaz politikacılarından olan Henry II’ye karşı direnmeyi başardı.

Bir Angevin olarak aynı zamanda Capet hanedanı ile rekabet halindeydi ve sık sık Kral Louis VII ve onun varisi Philip Augustus ile anlaşmazlığa düşmekteydi. Alice ile evliliği de bir sorun oluşturuyordu, çünkü Henry buradan bir diplomatik çıkar kazanmak istiyordu.  Bu konu çözümlenemeyecek gibi görünürken 1187 Haziranında Philip Augustus Berry’deki Angevin topraklarına saldırdı ve Richard ile Henry II bir ittifak oluşturarak karşı saldırı yapmak zorunda kaldı.

Büyük bir savaş kaçınılmaz görünüyordu ama son anda barış sağlandı ve iki yıllık ateşkes imzalandı. Hemen ardından Richard saf değiştirerek Philip ile birlikte Parise giderek dost olduklarını gösterdi. Bu manevra yaşlı Henry II için hiç beklenmeyen bir davranıştı ve verdiği mesaj açıktı: Akitanya’yı Richarddan alırsa Capetlerle iş birliği yapacaktı. Oyuna gelen Henry derhal haklarını tanıdı ve aralarını düzeltmeye çalıştı. Yaşlı Kral şimdilik oğlunu Angevin safına çekmişti ama ufukta Henry, Ricahrd ve Philip’in içinde yer alacağı çok daha ciddi bir uzlaşmazlık belirmişti.

Bir hafta sonra Selahaddin 4 Temmuz 1187’de Hıttin’de Frankları hezimete uğrattı. Aynı yıl Kasımda Richard babasına danışmadan Tours’da haçlı seferine katılacağını açıkladı. Mevcut koşullarda bu olağanüstü bir karardı. 1187’de Richard batıdaki iktidar kavgalarının içinde yer almış, Akitanya’yı elde etmekte ve Angevin imparatorluğunun varisi olmakta kesin kararlı olduğunu göstermişti.

Sonra da, haçlılara katılmıştı. Bu, hem kendisinin hem de hanedanının beklentilerine philip-ii-called-philip-augustus-philipp-ii-august-philippe-auguste-FWEGFMters düşmekteydi. Kral Henry son derece gereksiz gördüğü bu karara çok öfkelendi. Philip Augustus da endişeliydi. Richard’ın bu sefere katılması İngiltere/Fransa dengesini çok büyük çapta bozabilirdi. Bu açıdan bakıldığında Richard’ın yitirecek çok şeyi vardı.

Sonra da, görünüşe göre bundan doğacak sonuçları düşünmeden Haçlılara katılmıştı. Bu, hem kendisinin hem de hanedanının beklentilerine tersti. Kral Henry bu karara öfkelendi, Philippe Augustus da endişeliydi. Richard’ın bu sefere katılması İngiltere ve Fransanın arasındaki hassas ilişkiyi bozabilirdi. Bu açıdan yitirilecek çok şey vardı.

Bu karar politik bir krize yol açtı. Fransa Kralı Philippe Augustus, II. Henry belli arazileri kendisine iade etmez ve Richard’ı kız kardeşi Alice ile evlenmeye zorlamazsa Angevin’i işgal edeceği tehdidinde bulundu. 11 Ocak 1188’de krallar bir araya geldi ve anlaşma koşullarını tartıştı. Buna Sur’lu Piskopos Joscius da katıldı. Orada Kutsal Topraklardaki tehlikelerden  öylesine söz etti ki sonunda sefere ikna oldular.

 

Haçlı Seferine duyulan şevk giderek artarken II. Henry ile Philippe Augustus savaşta yer alma kararı verdi. Bu katılım çok etkili oldu çünkü birlikte hareket edeceklerdi. Angevinler de capetler de bunu açıklamıştı fakat kısa sürede hiçbirinin öteki olmadan Avrupa’dan ayrılmayacağı ortaya çıktı. Bu kaçınılmaz gecikmelere neden oldu, onlar ise “öylece oturdular.”

6d47ad746d3853857be9821526c81b2b

1187’de  Avrupadaki en yaşlı devlet adamı Alman İmparatoru Frederik Barbarossa idi. Altmışlarının ortalarına gelmiş olan frederik Baltık’tan Adriyatik ve Akdeniz’e uzanan sınırlara egemendi. Servet ve konum bakımından diğerlerinden daha üst durumdaydı. Doğal olarak herkes onun başı çekeceği kanısındaydı. Almanya’da ilk askere yazılma çağrısı 1187’de Barbarossa’nın kışlık sarayında yapıldı. 27 Mart 1188’de haçı alacağını resmen ilan etti. En geç bir yıl içinde sefere çıkacaktı. Alman Haçlıları Haziran sonunda Doğu Roma İmparatorluğu sınırına ulaşana kadar iyi yol aldılar. II. Isaakios Komnenos, Alman İmparatorunun güvenli geçiş isteğini reddetmişti. İsaakios aslında Selahaddinle bu seferi geciktirmek konusunda bir antlaşma yapmıştı ve aynı zamanda Barbarossa’nın Kılıçarslan ile görüşmesinden kuşku duyuyordu. Frederik Philippolis kentini işgal etti ve 1189 Kasımında savaşarak Edirneye doğru yürüdü. 1190 Şubatında bir anlaşma sağlandı. Almanlar Gelibolu’ya yöneldiler ve Mart sonunda boğazı geçtiler. Frederik’İn deneyimi şu ana kadar iyiydi. Alman Haçlılarını başarıyla sınıra getirmişti.

84e538201dd67972bf6a2332d391e7edFrederik Barbarossa’dan aylar evvel katılmalarına karşın İngiltere ve Fransa krallarının sefere katılmaları daha sonra oldu. Bu, iki buçuk yıldan fazla sürdü. Sefer hazırlıkları 1188 başlarında başlamıştı ama sonrasında iki devlet arasındaki çatışmalar yeniden başladı. Daha kötüsü, Richard Akitanya’daki bir ayaklanmayla ve Touluse eyaletindeki bir savaşla uğraşmak zorunda kalmıştı. O yılın baharından başlayarak Richard, Philippe Augustus tarafından saldırılara uğramış, Henry ise bunlara seyirci kalmıştı. 1888’in güzünde Richard babasının bu tutumuna dayanamadı. Richard Philippe’in yanında yer aldı ve Kasım’da bunu ilan etti. Bu kez II. Henry ile bir uzlaşma olanağı yoktu.

O kış boyu Henry aynı zamanda sağlığı ile uğraşmak zorunda da kaldı. Güç dengesinde meydana gelen bozulma soyluların Richard’ın yanında yer almasını da sağlamıştı. Richard ile Philippe 1189 Kasım’ında Normandiya’ya karşı şiddetli bir saldırıya geçip Le Mains ve Tours dahil birçok kaleyi ele geçirince Henry barış istedi.  4 Temmuz 1189’da Richard’ı varis ilan etti, Philippe’e 20.000 mark tazminat ödemeyi kabul etti ve Haçlı Seferi sözünü verdi. Henry artık fiziksel olarak çökmüştü, atına dahi binemiyordu, ama son bir gücü vardı. Anlaşmayı mühürlemek adına barış öpücüğü vermek üzere oğluna doğru eğilen kral “Tanrı senden intikam alana kadar yaşamama izin versin” dedi.  İronik biçimde Chinon’a sedyeyle taşınan Henry iki gün sonra öldü.

eebeba1bbe26cd285722526ddad5abd0

1189’da yaşananlar Richard’ın Angevin hanedanının ve imparatorluğunun başına geçmesine yol açtı. 20 Temmuz 1189’da Normandiya Dükü oldu ve 3 Eylül 1189’da Londra’da İngiltere Kralı olarak taç giydi. Richard’ın yeni konumu Philippe ile ilişkilerinde değişikliğe yol açtı. Müttefik olarak Henry’i yenilgiye uğratan ikili, şimdi rakip olmuşlardı. Richard otuz iki yaşındaydı ve Philippe ondan altı yaş küçüktü. Öte yandan, Richard tahta yeni geçmişti, oysa Philippe on yıldır kraldı.  Kral olarak eşittiler ama Richard Fransa’daki Normandiya, Anjou ve Akitanya gibi Angevin arazilerinde resmi olarak Philippe’in vassalı olsa da ülkesinin toprakları çok daha genişti. Özellikleri bakımından da farklıydılar. Richard tam bir aksiyon ve savaş adamıydı ama politik olarak esnek davranıyordu. Philippe ise kendini krallığına adamıştı ve daha temkinli ve kurnazdı.

1189 yazından itibaren her iki kralın da kafasını kurcalayan bir soru ortaya çıktı: Haçlı Seferine ne zaman katılacaklardı. Her ikisi de ateşkes imzalamadan ve bir plan dahilinde birlikte kıtadan ayrılacaklarından emin olmadan hareket etmek istemiyordu. Bu nedenle harekete geçmeleri bir yıl sürdü.

Rekabet ve anlaşmazlıklar Haçlı Seferinde çok etkili oldu, Angevin ve Capet’leri Haçlı Seferlerinin çıkarları uğruna kendi anlaşmazlıklarını göz etmedikleri için suçlamak kolay gelebilir. Gerçekte ise Richard ve Philippe özverili bulunmuş ve gerçek risklere girmişlerdir. Henüz yeni taç giymiş bir kral olan ve kardeşi John’un tehdidi altında bulunan Richard Batıda kalmayı seçebilirdi. Bunun yerine Richard tehlikeli bir denge oluşturdu: Annesi Eleanor ve önemli destekçilerini batıda bırakarak uzun süre doğuda kalmayı göze aldı. İngiltere kralı aynı zamanda her gün yazışarak batıdaki olaylardan haber almaya çalıştı. Philippe 1190 Mart ayında karısını ve ikiz çocuklarını doğum sırasında kaybettiğinde seferi iptal edebilirdi. Bu durumda tek varis üç yaşındaki Louis olmuştu ve buna rağmen Philippe krallığını terketti.

Richard ve Philippe 30 Aralık 1189 ve 16 Mart 1190’da son hazırlıkları gözden geçirmek üzere bir araya geldiler. Sonunda Richard Tours’da bir törenle hacı heybesi ve asasını kuşandı. Fransız kralı aynı gün bu töreni St.Denis’te yaptı. İki kral 2 Temmuz’da Vezelay’da buluştular ve çıkılacak seferdeki kazanımları paylaşma konusunda anlaştılar. 4 Temmuz 1190’da, Hıttinden 3 yıl sonra iki Kral Kutsal Topraklar’a yelken açtı. Bu iki ordu doğu akdenize hareket için Messina’da tekrar buluşmak üzere ayrıldılar.

Yaklaşan kışla birlikte deniz çok dalgalı olacağından baharı bekleme kararı alındı.  Zaten Richard’ın çözmesi gereken politik sorunları vardı.  Bu arada Richard’ın Philippe’in kızkardeşi Alice ile evlenmesi sorunu da çözüldü. Richard konuyu savsaklarken, Philippe çözümlenmesini istiyordu. Richard sonunda evlenmek istemediğini söyledi. Bunun yerine Navarra Krallığı ile bir evlilik anlaşması yapmıştı. 1191 yılında Navarra varisi Prenses Berengaria, güney italyaya geldi. Philippe Augustus bir oldubittiyle karşılaşmıştı. Philippe 10.000 mark karşılığında nişanı bozmaya razı oldu. Açık bir anlaşmazlık önlenmişti ama Philippe küçük düşmüştü ve bu düşmanlık hislerini körükleyecekti.

Sonunda bahar gelince deniz yolları tekrar açıldı ve Haçlı kralları Kutsal Topraklar’a doğru son yolculuklarına başladılar.  Philippe 20 Mart, Richard 10 Nisan 1191’de hareket etti. Hıttin üzerinden 4 yıl geçmişti, neredeyse. Bu dönemde doğuda büyük değişiklikler olmuştu.

ömer1-min.png

 

Kudüs’ün 2 Ekim 1187’deki alınması Selahaddin’in hükümdarlığının en büyük zaferiydi, en büyük tutkusuna ulaşmış ve söz verdiği cihadı gerçekleştirmişti. Kudüs Krallığı çökmek üzereydi, kral esir düşmüş, ordu dağılmıştı.  Böyle bir zaferden sonra  İslam aleminin sultanın davasına daha sıkı sarılacağını ve onun İslam lideri olarak benimseneceğini düşünmek yersiz olmaz.  Artık Selahaddin bir ara verip düşünebilir ve sonbahar için Kudüs’te kalabilirdi, değil mi? Ne var ki Kudüs’ün alınması onu rahatlatmadığı gibi ek olarak zorluklar ve sıkıntılarla yüzleşmek zorunda bıraktı.

Kudüs’ün alınması onlar için bir zaferdi ama Latinler’e karşı savaş henüz sona ermemişti. Selahaddin şimdi genişleyen imparatorluğunu dengelemek ve Doğu’daki Frank yerleşimlerini tahrip etmeyi sürdürmek, bir yandan da Hıttin ve Kudüs’ün öcünü almak üzere harekete geçen Franklar’a  karşı savunma yapmak zorundaydı.  Selahaddin’in şansı 1187’den beri yaver gidiyordu. Oysa bu noktadan sonra gücü azalmaya başladı. Tüm bu zorluklar içinde Sultan inanılmaz bir yalnızlık yaşıyordu; orduları bir zamanların en ünlü generalini terk etmişti ve o şimdi Üçüncü Haçlı Seferi’ni tek başına göğüslemek zorundaydı.

At üstünde fetih yapmak, tahtından devleti yönetmekten daha kolaydır. Öte yandan Selahaddin 1187 Ekim’inden sonra bir sürü sorunla karşılaştı. Bunların başında kaynaklar geliyordu.  O yıl sonbaharda Selahaddin’in halkı ve müttefikleri  bitkin düşmüştü ve Sultan’ın hazinesinin dibi görünüyordu. Daha sonraki yıllardaki fetihlerde kazanılan ganimetler de görece az olduğu için Eyyubi ordusunu beslemek gitgide zorlaştı.

Kudüs’ün ele geçirilmesinin daha farklı sonuçları da oldu. Selahaddin Cihad bayrağı c779cb4e2d99f3175d2ccc6363e19805.jpgaltında bir İslam koalisyonu oluşturmuştu. Ama bu koalisyon amacına ulaştıktan sonra geçici olarak bastırılmış düşmanlıklar ve kuşkular yeniden alevlendi. Zamanla Hıttin’den önce bir araya getirilmiş koalisyon dağılmaya başladı. Kudüs’teki başarı, bazılarının Selahaddin’in gözünü nereye dikeceğini sorgulamasına, zorbaya dönüşeceği ve Abbasi Halifeliğini devirip yeni bir hanedanlık kuracağı kuşkularına kucak açtı.

Zengi’lerin yetkilerinden yararlanan Selahaddin hiçbir zaman Türk, Arap ve Pers Müslümanların sınırsız desteğine sahip olmamıştı. Üstelik “ilahi” bir yöneticilik gücüne sahip olduğu hiç iddia edilemezdi.  Bu yüzden Sultan kendini Sünni’lerin savunucusu ve inançlı bir mücahit olarak tanıtmaya özen göstermişti. El-Fadıl ve İmadeddin gibi danışmanlarının önerisi sayesinde Bağdat’taki Abbası halifesi Nasır’ın  desteğini sağlamaya çalışmıştı, böylece haklı girişimler yapabilecekti. 1187’den sonra Sultan, el-Nasır’a aynı saygıyı göstermeye devam etti ama Eyyubi’lerin güçlenmesi ile ilişkiler gerilmeye başladı.

Selahaddin’in 1187’deki en önemli stratejisi Yakındoğu’da geri kalan Latin karakollarını 8407_1_berengar_raymond_iii_the_greatortadan kaldırarak Batı Avrupa’dan gelecek herhangi bir haçlı seferine kapıları kapatmaktı. Öte yandan kalan Frank güçlerini yok etmek ne çabuk ne de kolay olacaktı. Hıttin’den sonra Filistin’in büyük bölümü işgal edilmişti ve Akra, Yafa ve Askalon gibi önemli limanlar artık Müslümanların elindeydi ama Celile ve Ürdün Ötesi’ndeki  Franklar hala direnmekteydi. Selahaddin’in düşmanlarından Trablus kontu Raymond III, Hıttin’deki savaş meydanından kaçıp sığındığı  Kuzey Lübnan’da, Eylül ayında hastalanarak ölmüştü ama kuzeyde Antakya ve Trablus’taki Haçlı devletleri yerli yerindeydi.

En önemli sorun Sur’du. 1187 yazında bu liman kenti Filistin’deki Latin direnişinin merkezi olmuş, Selahaddin binlerce sığınmacının buraya sığınmasına olanak tanımıştı.  Eğer buradaki garnizon  Montferrat markisi Konrad tarafından ele geçirilmiş olmasaydı,  Hıttin’den sonra Sultanın orduları burayı işgal edebilirdi.  Kuzey italyali bir soylu ve merhum Montferrat’lı William’ın(Baldwin I’in babası) kardeşi olan Konrad, Konstantinopolis’te İmparator Isaakios II Komnenos’un emrindeydi. 1187 yazında imparatorla ilişiğini kesmiş ve Kutsal Topraklar’a gitmişti. Hıttin’den hemen sonra.

 

Konrad geldiğinde Sur kuşatma altındaydı. Marki’nin gelişi Franklar’ın moralini yükselktirken Selahaddin için beklenmedik bir engel oluşturdu. Konrad yetenekli ve disiplinli bir komutandı; kontrolü ele geçirdi. Kent halkını harekete geçirip kentin savunmasını da pekiştirdi.  Selahaddin’in 1187 Eylül’ünde enerjisini Kudüs kuşatmasına yöneltmesi ona da derin bir nefes aldırdı. Bundan yararlanarak Sur’u güçlendirdi, Pisa ve ceneviz’in desteğini aldı. Selahaddin Kasım başında yeniden Sur’a yürüdü ama bu kez son derece güçlü bir direnişle karşılaştı.

Hittin Haçli ve Eyyubi Güz.
Selahaddin kış ortasında altı haftadan uzun süre Sur’u karadan kuşatmaya ve Konrad’ı teslim olması için zorlamaya çalıştı. Müslümanlar on dört mancınık kurdular ve gece gündüz kenti taş yağmuruna tuttular. Bu arada Eyyubi donanması da limanı ablukaya aldı , Sultan’ın tüm çabalarına rağmen fazla bir ilerleme kaydedilmedi. 30 aralık civarında Franklar sürpriz bir saldırı ile Müslümanların on bir kadırgasını ele geçirerek önemli bir zafer kazandı.  Bu Eyyubi’lerin moralini bozdu. Askerleri yorulunca Sultan son bir hamle yapmaya karar verdi. 1 Ocak 1188’de geçide saldırdı ama geri püskürtüldü. Herhangi bir sonuca ulaşamayınca Sultan kuşatmayı kaldırdı ve Sur’u Konrad’a bıraktı.

Selahaddin bundan dolayı çok eleştirilmiştir. İbn el-Esir şöyle diyor:”Bu Selahaddin’in alışkanlıklarından biridir. Bir kent kendisine karşı direnirse ve kuşatmadan sıkılırsa gider…bu konuda tek suçlu Selahaddin’dir, zira Franklar’ı Sur’a gönderen odur.”  Sultan’ın çekilme kararı kısmen ordusunun çok zayıf düşmüş olmasından ileri geliyordu. 1187 sonunda, Eyyubi hazinesi neredeyse bitmişti ve müttefiklerinin güveni sarsılmaktaydı. Selahaddin askerlerini savaş alanında tutmaya çalışıyordu. Bunu ise ancak ücret ve ödüller sayesinde yaptığının farkındaydı ve bir ayaklanmaya yol açmak istemedi.  Aslına bakılırsa Sur’daki durum etkisini göstermeye başlamıştı. Selahaddin’in zayıf yönü ortaya çıkmıştı.  Hıttin’den sonra ilk kez fatih Eyyubi’ler Frankları denize dökemeyecek gibiydiler.

Selahaddin kışın kalanını Akra’da geçirdi. 1188 baharından itibaren Selahaddin Suriye ve Filistin’de harekete geçerek  savunması zayıf Latin yerleşim yerlerini, ileri karakolları ve kaleleri ele geçirdi. Şamdan ve Bekaa  Vadisinden geçip Antakya Dukalığı’nın merkezine ve Trablus eyaletinin kuzeyine saldırdı.  Lazkiye ele geçirildi, Cebe teslim oldu. Sultan ayrıca Antakya’daki bazı kaleleri de ele geçirdi.

ha_l_-770x426

Selahaddin kuzeydeki devletlerden büyük kazanım sağladı  ama uzun süreli kuşatmalardan özellikle kaçındı.  St. Jean ve Tapınak Şövalyeleri’nin  Krak des Chevaliers,  Markab ve Safita gibi şatolarının çevresinden dolandı ve Antakya ile Trablus başkentlerine saldırıya geçmedi. Selahaddin Şam’a dönmeden önce Antakya ile 8 aylık bir ateşkes imzaladı.

Bundan sonra Sultan Celile’ye doğru bir kış seferi düzenledi ve bölgede ayakta kalmış son kaleleri de teslim olmaya zorladı. Bu başarılarda en önemli unsur bu kalelerin tek başlarına olmalarıydı. Başka bir deyişle Selahaddin kolay avları ele geçiriyordu.  Yakındoğu’yu baştan başa geçen sultan  1188 boyunca harekatını sürdürdü ama bu arada Antakya ve trablus’a dokunmadı.

Yeni savaş mevsimi başladığında Trablus ve Antakya’da daha ciddi saldırı planları yapan Selahaddin 1189’da Kuzeye doğru harekete geçmedi. Yönetimin ve sefer yükünün altında ezilen Sultan beklenmedik bir biçimde kararsızdı. Selahaddin Üçüncü Haçlı Seferi’nin başlamakta olduğunun farkındaydı, buna karşın Sultan halen Sur’u ele geçirmeye çalışmamıştı.

Aldığı bir başka kararın da maliyeti büyük oldu.  1187 yazında Hıttin Savaşı’nı kazanan Selahaddin Kudüs’teki Latin Kral lusignan’lı Guy’u esir almıştı. 1188 yazında ise onu serbest bıraktı.  Selahaddin Guy’un gücünü yitirdiğini düşünüyordu ama bu bir hata idi. Latin kral önce Franklar arasında sözünün dinlenmesi için uğraştı ve Konrad iki kez onun Sur’a girmesini yasakladı. Oysa 1189’da Guy beklenmedik bir girişime hazırlanıyordu.

Serinin devamında, işte bu girişimler konu edilecektir…

Yazar: Kürşad Görgen

Düzenleme: Taha Berk Arslan

Kaynakça:

Asbridge, Thomas, Haçlı Seferleri

Runciman, Steven, Haçlı Seferleri Tarihi

Bauer, Susan Wise, Rönesans Dünyası

ed. Umberto Eco, Ortaçağ, Cilt 2

Lyons & Jackson, Saladin

 

 

You may also like...

2 Responses

  1. Mehmet dedi ki:

    Elinize sağlık fakat kaynakların sayfalarını verirseniz ya da ek olarak dipnot eklerseniz bence daha iyi olur.

  2. Nusret Alperen (Dr.) dedi ki:

    Sayın Görgen,
    3. Haçlı seferleri ile ilgili resimlerden bazılarını kaynak göstermek kaydıyla MEDENİYET VE PEDAGOJİ TARİHİ adlı kitabıma almak istiyorum.
    İzin verip vermeyeceğiniz hususunu mail adresime bildirirseniz memnun olurum. Saygılarımla
    Dr. Nusret Alperen

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir