APOLLON VE DAPHNE

APOLLON VE DAPHNE

Baş Tanrı Zeus’un oğlu Apollon[1]; güneşin, ışığın, avcıların, müziğin Tanrısı… Her sabah, dört tanrısal atın çektiği altın arabası ile peşinde Güneş, tüm gökyüzünü bir uçtan diğer uca dolaşıp dururdu. Bir gün yine altın arabası ile dolaşırken gökyüzünde karşısına aniden devasa bir piton yılanı çıktı ve ondan çok korktu onu oracıkta öldürdü ama Tanrı’nın vicdanı rahat etmeyip tanrısallığının kirlendiğini düşündü. Tanrısallığını temizlemek için yeryüzüne inip orada yedi yıl boyunca bir kralın çobanlığını yapmaya karar verdi bu sayede tanrısallığı kirlerden arınmış olacaktı. Çobanlık yaptığı yıllarda tanrıların çalgısı lir’i[2] çalmayı öğrendi. O kadar iyi ve güzel çaldığı için Zeus O’nu müzik Tanrısı da ilan etti bu sayede. Günlerden bir gün Apollon yine eski günlerdeki gibi gökyüzünü dolaşmaya çıktığında; oku ve yayıyla, bebek yüzlü aşk Tanrı’sı Eros[3]’u gördü. Eros’un bebeksi yüzüne ve elindeki ok ile yaya bakan Apollon Kendisini tutamayıp aşk Tanrı’sına şöyle der:

“Ey aşk Tanrısı! Bu savaş araçları senin eline hiç yakışmıyor. Onları bana verirsen onları savaş meydanlarında kullanırım. Bilirsin benim attığım ok yerini bulur. Bu konuda benden iyisi yoktur.”
Apollon’un bu sözleri bebek yüzlü aşk tanrısını çok kızdırmıştır ve o bebeksi güzel gözleri sinirden alev alev parladı ve şöyle dedi:
“Ey güneşin, müziğin, okun Tanrı’sı güçlü ve akıllı Apollon. Söylediklerinde elbette ki doğruluk payı var, senin attığın oklar her şeyi vurabilir mutlaka. Ama unuttuğun bir şey var ki o da benim oklarım seni bile vurabilir. Benim işimi neden böyle küçümsüyorsun?”
Eros sözlerini bitirdikten sonra Apollon’un yanından hızla uzaklaşır ama bir yandan da Apollon’a oklarının tadını tattıracağına dair yemin etmiştir.
Apollon çobanlık yaptığı günlerdeki gibi ormanda çalmada ustalaştığı liri çalarken yeşillikler içinde yalnız başına dolanan Peneus[4] kızı güzeller güzeli su perisi Daphne’yi gördü. Daphne, tıpkı Apollon’un kız kardeşi Artemis[5] gibi evlenmemeye ant içmiştir. Yalnızlıktan çok zevk alıyordu ve dağ başlarında ormanlarda dolaşmayı, yabani hayvanları kovalamayı çok seviyordu. Daphne’nin oldukça güzel bir kız olmasının yanı sıra çok hoş kokulu upuzun saçları vardı. Apollon, Onu görür görmez güzelliğinden etkilendi. Kendinden geçmiş bir halde tanrıçaları bile kıskandıran bir güzelliğe sahip olan bu su perisini izlemeye başladı. O sırada intikam yemini eden Eros, bu takipleşmeyi farkedip onları izlemeye koyuldu. Eros, Apollo’dan intikam alma vaktinin geldiğini gördüğünde sevinir ve hemen sadağının içinden aşık eden altın okunu çekip Apollon’un kalbine saplar. Apollon Tanrı olmasına rağmen oku yer yemez O’na âşık olur. Apollon’a aşık eden altın okunu fırlatan Eros ardından aşktan soğutan tahta okunu çekip Daphne’nin yüreğine sapladı. Artık evlenmemeye ant içen Daphne’nin kalbi yeryüzündeki bütün aşklara kapatılmış oldu. Bu sayede Apollon’nun kendini beğenmiş ve küstah tavırlarından intikam almış oldu bebek yüzlü aşk Tanrı’sı.
Apollon, her gün güzeller güzeli su perisi Daphne’yi görebilmek için gökyüzündeki sarayından inip ormanı geziyor ve O’nu izliyordu gizli gizli. Ne savaşlardaki başarısı ne avlarındaki keskin nişancılığı ne de ustaca

çaldığı liri tatmin etmiyordu onu. Günler geçtikçe Daphne’yi izlemek yetmez olur ve O’nun karşısına çıkmaya karar verir. Aniden çıkan Apollon’dan korkan Daphne ondan kaçmaya başladı ve Apollon da peşinden koştu. Daphne’nin kalbindeki nefret okunun etkisiyle peşinden koşan, aşk nidaları atan Tanrı’dan daha da korkarak kaçmaya devam etti. Daphne artık yorgunluktan koşamayacak hale geldiğinde babası Peneus’a yalvardı. Daphne’nin içten yakarışla birlikte vücudu ağırlaşmaya daha sonrasında ise tüm vücudu kabuk bağlamaya başladı. Saçları yapraklara dönüştü ve güzeller güzeli su perisi Daphne bir ağaca dönüştü[6]. Gördükleri karşısında şaşkınlıktan şaşıran Apollon hüngür hüngür ağlayıp ağaca sarıldı ve yapraklarının kokusunu içine çekerek şöyle söyledi:
“Ey güzeller güzeli, ben seni çok sevdim ama sen beni istemedin benden kaçtın. Oysa ben sana ne kadar aşıktım ve şu yeryüzünde beni reddedecek başka canlı yoktu. Seni karım yapacaktım. Mademki benim karım olamadın benim ‘onur ağacım’ olacaksın. Bundan böyle ben ve tüm kahramanlar senin ağacının dallarıyla süsleyecek kendilerini. Kokulu saçlarından olan bu ağacın yaprakları yaz ve kış yeşil kalacak ve ben onları taç yapacağım başıma”
Bu güzel ve tatlı sözler üzerine ağaç saygıyla eğildi Apollon karşısında.

Bu tanrısal aşk hikayesini işleyen pek çok hikâye, şiir yazarı vardır ve bunlar arasında bizim edebiyatımızdan en güzel örneği de Melih Cevdet Anday’dır. Onun şiirini olduğu gibi aktarıyorum:

Defne ile Tanrı

Eskiden çok eskiden yeryüzünde
Güzelliği dillere destan
Bir su perisi vardı adı Defne
Upuzun saçları altın sarısıydı
Dolaşırdı kuytu ormanlarda bütün gün
Defne, ırmak tanrısının kızıydı
Babası Peneus derdi ki, kızım
Sen bana bir damat borçlusun
Sen bana bir torun borçlusun
Defne dedi ki babacığım
Beni zorlama ne olursun
Bırak beni kız kalayım ne olursun

Sıram sıram boynu bükük yavuklu
Bekleye dursun bir yanda
Defne başıboş gönlü özgür
İnatçı, hırçın ve gururlu
Koşup durdu ormanda
“Benim geyiğim sen, kuzum sen
Benim biricik güvercinim sen
Kuzu kurttan korkar, geyik aslandan
Güvercin kartaldan kaçar
Ben sana acı vermek istemem
Ayaklarını kanatmasın çalılar
Yavaşla biraz düşeceksin
Geçtiğin keçi yolları dar
Dur hele kaçma benden
Sevgimdir seni kovalayan…”

Daha sözünü bitirmeden avcı
Korkak adımlarla uzaklaştı Defne
Kaçarken daha bir güzelleşti de
Ardında tir tir titreyen avcı
Tavşan kovalayan hırslı bir tazı
Gibi düştü Defne’nin peşine.
“Ben de yılmadan kovalayacağım
Büyülediğin kimmiş öğren
Ben ne bir dağlı ne bir çobanım
Oklarından sakınılmaz bir tanrıyım
Koca Zeus’tur babam
Geçmişi, bugünü, geleceği
Benimle bildi herkes, benimle bilir
Saz tellerine ben verdim seslerini
İlaçlar yaptım yabanıl otlardan
Ama bana çare değil şimdi hiçbiri
Kimden kaçıyorsun öyle sen
Asıl sensin benim avcım
Beni sen vurdun can evimden”.
Tavşan koşuyor, durmadan koşuyordu
Ardında av köpeği ter içinde
Boynunu uzatmış, yetişmek üzere
Birinde umut vardı, birinde korku
Tavşan ensesinde nefesler duyuyordu
Çünkü ışık gibi saran tanrıyı
Sevinin kanatlarıydı
Gücü kalmamıştı artık Defne’nin
Koşamıyordu kaçamıyordu
Sapsarı, yalvardı babasına
Peneus’un suları üstünde gezdirip gözlerini
“Cezasını çekiyorum güzelliğimin
Irmakların gücü de sen gibi tanrısalsa
Ne yap yap değiştir beni
Başka bir biçime koy baba”.

Yalvarması daha bitmemişti ki
Bir gevşeklik sardı her yerini
Örtüldü göğüs yapraklarla
Kolları, saçları dal oluverdi.
Avcı kollarına aldığı zaman
Kalbi çarpıyordu Defne’nin
Taze yaprakların altından.
Yazık dedi tanrı çok yazık
Saramadan yitirdim seni
Bari benim ağacım ol da
Yaprakların çelek olsun kahramanlara
Ezgilerde, türkülerde anılsın bundan sonra
Yan yana adlarımız
Yazık dedi tanrı çok yazık.

Kaynakça

Rıdvan Açıkgöz

Anadolu'nun bağrından kopup geek kültürüne kendisini kaptıran; mitoloji, bilim-kurgu hayranı bir genç.

You may also like...

2 Responses

  1. Bir Allah’ın kulu da dememiş ki bu Daphne niye evlenmek istemiyor derdi ne diye anca onu kullanmak istesinler zaten :/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir